ünlü kısa hikayeler

ünlü kısa hikayeler

20 Eylül 2014 Cumartesi

SATICININ ÖLÜMÜ - ARTHUR MILLER

(Flütle çalınan bir ezgi duyarız. Ağaçlardan, çimenlerden ve ufuktan sözeden güzel bir şarkıdır. Perde açılır. Karşımızda satıcının evi vardır. Evin arkasında dikdörtgen şekiller (apartmanlar) yükselmiştir ve her yanı sarmaktadır. Evi ve sahneyi sadece mavi gökyüzü aydınlatmaktadır. Çevresindeki alan yakıcı bir turuncu renktedir. Işıklar arttıkça, dokunsan yıkılacak küçük evi çevreleyen apartmanları görürüz.

Evde gerçeklerden uzak bir hayal havası vardır. Üç sandalye, bir yemek masası ve buzdolabı ile ortadaki mutfak yeterince gerçektir. Fakat başka şey yoktur. Mutfağın arkasında oturma odasına açılan koridor vardır. Mutfağın sağında biraz yüksekte pirinç bir karyola ve tek sandalyeden oluşan bir yatak odası vardır. Yatağın üzerindeki rafta gümüş bir spor kupası durmaktadır. Pencereden yandaki apartman görünmektedir. Mutfağın üzerindeki sahnede oğlanların yatak odası gözükmektedir. Hayalmeyal iki yatak gözükür, odanın gerisinde çatı penceresi vardır. (Bu yatak odası gözükmeyen oturma odasının üzerindedir) Solda mutfağa çıkan merdiven vardır.

Yerleşme tümüyle ya da kimi yerlerde saydamdır. Evin çatısı tek boyutludur, altında ve üstünde apartmanlar gözükmektedir. Evin yukarısında orkestrayla sahneyi ayıran bir perde vardır. Burası aynı zamanda  Willy'nin hayalleriyle ve şehirle ilgili sahnelerinin geçtiği avlu olarak kullanılmaktadır. Günümüzle ilgili geçen sahnelerde oyuncular hayali duvarlara bakarlar ama geçmişle ilgili sahnelerde bu duvarlar yok olur ve karakterler duvarlardan geçerek bir odaya girip çıkarlar.

Satıcı, Willy Loman elinde iki büyük numune çantasıyla sağ taraftan içeri girer. Flüt çalmaya başlar ama müziği duymamaktadır. Altmışı geçmiştir, sade giyimlidir. Eve girerken bile yorgunluktan tükendiği görülebilmektedir. Kapıyı kilitler, mutfağa girer. Avuçlarındaki sızıyı hissederken sevinerek elindeki yükü bırakır. İçini çektiği duyulur, sanki 'ah çocuk, ah çocuk' demiştir. Kapıyı kapatır ve çantaları oturma odasına getirir.

Karısı Linda yatağında döner. Kalkar ve üzerine sabahlığını giyip, dinler. Kocasının davranışlarıyla ilgili istisnalara ilişkin katı bir baskı geliştirmiştir. Sevmenin ötesinde kocasına hayrandır, eşinin günügününe uymaz halleri, siniri , büyük hayalleri, küçük zalimlikleri sanki sadece eşinin içinde olan hasretini  hatırlatan keskin şeylerdir, kendisi de bu hasreti paylaşmaktadır.

LİNDA: (yatak odasının dışında Willy'nin sesini duyunca korkuyla seslenir) Willy?
WİLLY: Bir şey yok, geri döndüm.
LİNDA: Niye? Ne oldu? Bir şey mi oldu Willy?
WİLLY: Yo, hiçbir şey olmadı.
LINDA: Arabayı çarpmadın ya?
WILLY: Bir şey olmadı dedim ya. Beni duymuyor musun?
LINDA: Hasta mısın?
WILLY: Yorgunluktan öldüm. Yapamıyorum. Olan sadece bu Linda. Yapamıyorum.
LİNDA: Bütün gün neredeydin? Berbat görünüyorsun.
WILLY: Yonkers'in az yukarısına kadar gittim. Durup bir kahve içtim. Belki kahvedendir.
LINDA: Ne?
WILLY: Aniden daha fazla gidemedim. Araba yoldan çıkmaya başladı.
LINDA: Belki yine direksiyon yüzündendir. Angelo'nun Studebaker firmasını bildiğini sanmıyorum.
WILLY: Hayır, hayır benim yüzümdendi. Birden saatte 60 km ile gittiğimi farkettim ve  son beş dakikayı hatırlamıyordum. Aklımı veremiyordum.
LINDA: Belki gözlüklerin yüzündendir. Bir türlü gözlüklerini yenilemedin.
WILLY: Hayır her şeyi görüyorum. Saatte 10 km ile geri döndüm. Yonkers'ten buraya neredeyse dört saatte geldim.
LINDA: Şeyy, sadece biraz dinlenmen lazım. Böyle devam edemezsin Willy.
WILLY: Florida'dan yeni döndüm.
LINDA: Ama zihnini dinlendirmiyorsun. Beynin aşırı çalıştı ve her şeyin başı beyindir hayatım.
WILLY: Yarın sabah yeniden denerim. Belki sabaha iyi olurum. (ayakkabılarını çıkartır) Bu kahrolası ayakkabılar beni mahvetti.
LINDA: Bir aspirin al. Aspirin getireyim mi sana? İyi gelir.
WILLY: Güzel güzel gidiyordum anladın mı? Ve gayet iyiydim. Hatta manzarayı seyrediyordum. Hayatın boyunca her hafta yolda manzarayı seyrettin diyeceksin. Ama öyle güzeldi ki Linda. Kocaman ağaçlar, sıcacık güneş. Camı açtım, ılık hava beni sarsın diye. Ve aniden yoldan çıktım. Araba sürdüğümü unutmuşum. Beyaz şeridi geçseydim birini öldürebilirdim. Tekrar yola koyuldum. Beş dakika sonra yine hayal kurmaya başladım. Neredeyse...tuhaf şeyler düşünmeye başladım, çok tuhaf şeyler.
LINDA: Willy hayatım, onlarla tekrar konuşsana. New York'ta çalışmaman için bir sebep yok.
WILLY: Bana New York'ta ihtiyaçları yok. Ben buraya lazımım. New England'a.
LINDA: Ama altmışına geldin. Her hafta seyahat etmeni bekleyemezler.
WILLY: Portland'a bir tel çekmem lazım. Yarın sabah saat 10'da serimizi göstermem için Brown ve Morrison'u ziyaret etmemi bekliyorlar. Onlara satış yapabilirim!
LINDA: Niye yarın şirkete gidip Howard'a New York'ta iş istediğini söylemiyorsun? Çok fazla uysalsın hayatım.
WILLY: Eğer Wagner sağ olsaydı şimdi New York bölgesinden sorumlu satıcı olurdum. O adam bir prensti. Adam gibi adamdı. Ama oğlu Howard kadir, kıymet bilmiyor. Kuzeye ilk kez gittiğim zaman Wagner şirketi New England'ın nerede olduğunu bilmiyordu!
LINDA: Bunları niye Howard'a anlatmıyorsun hayatım?
WILLY: Anlatacağım. Mutlaka anlatacağım. Peynir var mı?
LINDA: Ben sana sandviç yaparım.
WILLY: Hayır, sen git yat. Ben bir süt içip gelirim. Oğlanlar evde mi?
LINDA: Uyuyorlar. Happy bu akşam Biff'i dışarı çıkarttı.
WILLY: Sahi mi?
LINDA: Görsen ikisi banyoda birlikte traş oldular, birlikte çıktılar, tüm ev traş losyonu kokuyor almadın mı?
WILLY: Şimdi anladım. Bir ömür boyu bir evin olsun diye çalışıyorsun, sonunda alıyorsun ama içinde oturan kimse kalmıyor.
LINDA: Hayat böyle canım.
WILLY: Yok, yok, kimi insanlar hayatta bir şeyler başarırlar. Bu sabah ben gittikten sonra Biff sana bir şey dedi mi?
LINDA: Onu eleştirmemelisin Willy. Özellikle daha yeni trenden inmişken. Onunla konuşurken kendini kaybetmemelisin.
WILLY: Ne zaman kendimi kaybettim ki? Ona sadece para kazanıp kazanamadığını sordum. Bu tenkit mi?
LINDA: Ama hayatım nasıl para kazansın?
WILLY: Bunun gizlediği bir şeyler var, ters biri oldu çıktı. Bu sabah ben gittikten sonra özür diledi mi?
LINDA: Çok üzgündü Willy. Sana ne kadar hayrandır bilirsin. Bir hayatını yoluna koysa ikiniz de daha mutlu olacak ve bir daha kavga etmeyeceksiniz.
WILLY: Bir çiftlikte nasıl hayatını yoluna koyacak ki? Bu hayat mı? Bir rençber, sığırtmaç. Başlarda gençken bir sürü farklı işte çalışmasının onun için iyi olduğunu düşünmüştüm. Ama on yıl geçti ve haftada otuz beş dolar bile kazanamıyor!
LINDA: Kendini bulmaya çalışıyor Willy.
WILLY: Otuz dört yaşında hala kendini bulamamak hoş değil!
LINDA: Şişşt
WILLY: Kahretsin işin aslı o tembel.
LINDA: Lütfen
WILLY: Biff tembel bir serseri.
LINDA: Uyuyorlar, aşağı inip bir şeyler ye.
WILLY: Niye eve geldi? Ne oldu da eve geldi merak ediyorum.
LINDA: Bilmiyorum, sanırım kendini yitirmiş durumda. Hala yitik durumda.
WILLY: Biff Loman kendini yitirmiş. Koca dünyanın bu koca şehrinde bu kadar yakışıklı bir adam kendini yitiriyor. Hem de çalışkan bir adam. Biff'le ilgili bir şey varsa o da tembel olmadığı.
LINDA: Asla.
WILLY: Sabah onu görürüm, onunla güzel güzel konuşacağım. Ona bir satış işi ayarlayacağım. Kısa sürede yükselir. Hatırlasana lisedeyken kızlar nasıl hep peşindeydi. İçlerinden birine gülümsese yüzleri aydınlanırdı. Caddede yürürken.
LINDA: Willy hayatım bugün yeni bir marka Amerikan eritme peyniri aldım.
WILLY: Ben İsviçre peyniri seviyorum niye Amerikan peyniri aldın?
LINDA: Bir değişiklik olur demiştim.
WILLY: Değişiklik meğişiklik istemiyorum. Ben İsviçre peyniri istiyorum. Niye her şeyime itiraz ediliyor?
LINDA: Sürpriz olur dedim.
WILLY: Allasen niye pencereyi açmıyorsun?
LINDA: Hepsi açık hayatım.
WILLY: Milleti tuğlalara, pencerelere, pencerelere, tuğlalara hapsettiler.
LINDA: Bitişik arsayı satın almalıydık.
WILLY: Cadde araba dolmuş. Etrafta nefes alacak yer yok. Çimler büyümüyor ve arka bahçede havuç yetiştiremiyorsun. Apartman yapılmasını durduracak bir kanun yapmalılar. Dışarıdaki güzel, iki karaağacı hatırlasana, hani ben ve Biff arasına salıncak kurup sallanırdık.
LINDA: Evet şehirden milyonlarca kilometre ötedeymiş gibiydi.
WILLY: Onları keseni tutuklamaları lazım. Komşuluğu da yok ettiler. Hep eski günleri arıyorum Linda. Yılın bu mevsiminde mor salkımlar ve leylaklar açardı. Sonra şakayıklar ve sonra nergisler. Oda nasıl kokardı!
LINDA: Şey her şey bir yana, insanlar bir yerlere gitmek zorundalar.
WILLY: Hayır şimdi daha çok insan var.
LINDA: Şimdi daha çok insan olduğunu düşünmüyorum. Ben...
WILLY: Daha çok insan var! Bu ülkeyi mahveden de bu! Nüfus kontrolden çıkıyor. Rekabet insanı delirtiyor! Şu apartmanlardan yayılan kokuyu kokla! Ve ötekini. Peynirleri niye eritirler ki?
(Willy'nin son cümlesiyle Biff ve Happy yataktan kalkıp, dinlemeye başlarlar)
LINDA: Aşağı in ve sessiz ol.
WILLY: Beni merak etmedin değil mi hayatım.
(Biff ve Happy yataklarından kalkarlar)
BIFF: Neler oluyor?
HAPPY: Dinle!
LINDA: Maçta düşünecek çok şeyin olacak.
WILLY: Sen benim desteğim ve koltuk değneğimsin Linda.
LINDA: Sadece sakin ol hayatım. Pireyi deve yapıyorsun.
WILLY: Artık onunla tartışmayacağım eğer Teksas'a geri dönmek isterse, bırak gitsin.
LINDA: O da kendi yolunu bulacak.
WILLY: Mutlaka. Bazı insanlar çok ileri yaşlara kadar bir şey başaramadılar. Thomas Edison, vs. gibi. Galiba bir tanesi sağırdı. Paramı Biff'e yatıracağım.
LINDA: Willy Pazar günü hava güzel olursa kırlara gidelim, ön camı açarız, öğle yemeği yeriz.
WILLY: Hayır yeni arabaların ön camları açılmıyor
LINDA: Ama sen bugün açmışsın!
WILLY: Ben mi? Açmadım. Bu tuhaf değil mi?
LINDA: Ne hayatım?
WILLY: Bu dünyanın en tuhaf şeyi.
LINDA: Ne canım?
WILLY: Kırmızı arabayı düşünüyordum. 1928 yılıydı, o zamanlar kırmızı bir arabam vardı. Komik değil mi? Bugün o arabayı sürdüğüme yemin edebilirdim.
LINDA: Bunda bir şey yok, herhangi bir şey hatırlatmış olmalı.
WILLY: Çok şaşırtıcı. O günleri hatırlıyor musun? Biff'in arabayı cilalama şeklini. Satıcı seksen bin km yaptığına inanmamıştı. Gözünü açıp kapayana kadar geliyorum.
HAPPY: Tanrı'm belki yine arabayı çarptı!
LINDA: Basamaklara dikkat et hayatım, peynir orta rafta.
( Oğlanların odasının ışığı yanar. Willy'yi görmesek de kendi kendine konuştuğunu duyarız, '80 kilometre' deyip gülmektedir. Biff yataktan çıkıp sahneye gelir, kardeşi Happy'den iki yaş büyüktür, güçlü kuvvetlidir ama bu aralar kendine güvensiz, bitkin gözükmektedir. Daha başarısız ama rüyaları Biff'inkinden daha büyük ve kabul edilemezdir. Happy, uzun boylu, iri yapılıdır, pekçok kadının farkedeceği bir parfüm ya da bir renk gibi üzerinde seksi bir hava vardır. Kardeşi gibi o da yitiktir ama farklı bir biçimde. Şöyle ki, asla yenilgiyi kabullenmez ve bu yüzden karmaşık ve derisi kalın biridir.)
HAPPY: Böyle giderse ehliyetine el koyacaklar. Benim sinirimi bozuyor Biff.
BIFF: Gözleri bozuluyor.
HAPPY: Onunla araba kullandım. Gayet iyi görüyor. Sadece aklı başında değil. Geçen hafta birlikte şehre gittik. Yeşil yanınca durdu, kırmızıda geçti.
BIFF: Belki renk körü olmuştur.
HAPPY: Babam mı? Mesleği söz konusuyken renk seçmekte üstüne yoktur.
BIFF: Ben yatmaya gidiyorum.
HAPPY: Biff, hala babamla aranız limoni mi?
BIFF: Sanırım o iyi.
WILLY: Evet efendim 80 kilometre...80 kilometre
BIFF: Sigara mı içiyorsun?
HAPPY: Bir tane yakmak ister misin?
BIFF: Sigara kokusu uykumu kaçırıyor.
WILLY: Ne cilaymış ama ha?
HAPPY: Biliyor musun Biff, ne komik yine seninle burada uyuyoruz, eski karyolalarımızda, burada neler neler konuşurduk, tüm hayatımız.
BIFF: Evet yaa bir sürü hayal ve planlar.
HAPPY: Rahat beş yüz kadın bu odada neler konuşulduğunu merak etmiştir.
BIFF: Hani şu iriyarı kadını hatırladın mı? Betsy mi neydi adı. Bushwick caddesindeki.
HAPPY: Lassie köpeği vardı.
BIFF: Evet o. Seni oraya götürmüştüm hatırladın mı?
HAPPY: Evet ya, benim ilk seferimdi. İçeride bir sürtük vardı. Kadınlarla ilgili her şeyi bana sen öğrettin. Bunu unutma.
BIFF: Kızlarlayken ne kadar utangaçtın eminim unuttun.
HAPPY: Hala öyleyim Biff.
BIFF: A, devam et.
HAPPY: Sadece şimdi kontrol edebiliyorum. Sanırım daha az utangacım, ama şimdi de sen utangaçlaştın, ne oldu Biff? Eski neşene, kendine güvenine ne oldu? Sorunun ne?
BIFF: Babam niye hep benimle alay ediyor?
HAPPY: Alay etmiyor şey
BIFF: Ne söylersem söyleyeyim yüzünde alaycı bir ifade oluyor, yanına gidemiyorum.
HAPPY: Sadece senin iyi olmanı istiyor, uzun zamandan beri babam hakkında senle konuşmak istiyordum, ona bir şeyler olmuş, kendi kendine konuşuyor.
BIFF: Ben de bu sabah farkettim ama her zaman bir şeyler mırıldanırdı.
HAPPY: Ama bu kadar belirgin değildi. Öyle utanç verici ki, onu Florida'ya gönderdim. Ve biliyor musun çoğunlukla senin hakkında konuşuyor.
BIFF: Benim hakkımda ne diyor?
HAPPY: Anlayamadım.
BIFF: Benle ilgili ne diyor?
HAPPY: Sanırım hala bir baltaya sap olamaman, hala durumunun belirsiz olması.
BIFF: Onu depresyona sokan bir, iki şey daha var
HAPPY: Ne demek istiyorsun?
BIFF: Boş ver ama tüm suçu bana yükleme.
HAPPY: Ama sen şöyle bir adım atsan, yani demek istediğim geleceğinle ilgili bir şeyler yapmayı düşünüyor musun?
BIFF: Sana söyledim ya, geleceğin ne olduğunu bilmiyorum, ne istediğimi bilmiyorum.
HAPPY: Ne demek istiyorsun?
BIFF: Liseden sonra altı, yedi yıl çalıştım. Sevkiyat elemanı, satıcı, o işten öbür işe. Berbat bir hayattı. Yazın sıcağında sabah metroya bin, bütün ömrünü stokları yazarak, telefona bakarak, bir şeyler satarak veya bir şeyler alarak geçirmek. İki haftalık tatil için yılın elli haftasını heba etmek, gerçekte tüm istediğin gömleğini çıkartıp açık havada çalışmakken hem de ve daima diğerlerinden öne geçmek. Yine de - Gelecek böyle mi inşaa ediliyor?
HAPPY: Şey gerçekten çiftlikte mutlu oluyor musun? Emin misin?
BIFF: Savaştan önce, evden gitmeden önce yirmi ya da otuz farklı işte çalıştım. Hep aynısı oldu. Sadece geç farkına vardım. Nebraska'da sığır güderken, Dakota'da, Arizona'da ve şimdi Teksas'ta. Şimdi niye eve döndüğümün sebebi de bu sanırım. Artık farkına vardım. Bu çalıştığım çiftlik var ya, şu anda orada ilkbahar, onbeş yeni tay almışlar, yeni bir tay ve kısrak kadar güzel, ilham verici bir şey yoktur. Ve orası şu anda ılık biliyor musun? Daha baharı yaşıyorlar. Ne zaman yaşadığım yere bahar gelse, hiçbir şey yapamadığım duygusuna kapılıyorum. Tanrım haftada yirmi sekiz dolara atlarla oynayarak ne yapıyorum? Otuzdört yaşındayım, kendime bir gelecek kurmam lazım. Bu yüzden eve geldim, şimdi evdeyim ve ne yapacağımı bilmiyorum. Hep hayatımı heba etmemeyi düşündüm ve ne zaman eve dönsem tüm yaptığımın hayatımı heba ettiğimi düşünür oldum.
HAPPY: Sen bir şairsin Biff. Bir idealistsin!
BIFF: Hayır her şeyi berbat ettim. Belki evlenmem lazım. Bir baltaya sap olmam lazım. Belki benim sorunum bu. Evlenmedim, bir işim yok, bir oğlan çocuğu gibiyim. Sen mutlu musun? Sen başardın.
HAPPY: Kahretsin değilim.
BIFF: Neden? Para kazanıyorsun öyle değil mi?
HAPPY: Şu anda tek yaptığım şey satın alma müdürünün ölmesini ve müdür olmamı beklemek. Benim iyi arkadaşım, Long Island'da harika bir malikane yaptırttı. Orada iki ay oturduktan sonra orayı sattı ve şimdi başka bir tane yaptırıyor. Bittikten sonra hoşuna gitmiyor. Ben de böyle olacağımı biliyorum. Ne için çalıştığımı bilmiyorum. Bazen dairemde tek başına oturuyorum ve ödediğim kirayı düşünüyorum, bu delilik. Ama sonra istediğimin bu olduğunu düşünüyorum. Kendi dairem, bir araba, bir sürü kadın. Ama hala yalnızım.
BIFF: Baksana niye benimle Batıya gelmiyorsun?
HAPPY: Sen ve ben ha?
BIFF: Kesinlikle. Belki bir çiftlik alırız. Sığır yetiştirir, kaslarımızı çalıştırırız. Bizim yapımızda olan erkekler açık havada çalışmalı.
HAPPY: Loman Kardeşler ha?
BIFF: Kesinlikle. Tüm ülke adımızı duyardı!
HAPPY: Benim de hayalim bu Biff.  Bazen öyle oluyor ki, ofisin ortasında tüm giysilerimi fırlatıp atasım geliyor. Satın alma müdürünü ve mağazadaki herkesi kağıt sepetine atayım ve artık dayanamayacak hale gelene kadar emirleri şu adi, piç kurusu çocuklardan alayım diyorum
BIFF: Hep diyorum sen de benimle olsan dışarıda mutlu olurdum.
HAPPY: Biff etrafımdaki herkes o kadar sahte ki, sürekli olarak ideallerimden tenzilat yapmak zorunda kalıyorum.
BIFF: Birlikte birbirimize destek olurduk, güveneceğimiz biri olurdu.
HAPPY: Senin yanında olsaydım.
BIFF: Hap, işin kötüsü biz para kazanmak üzere yetiştirilmedik, nasıl yapılır bilmiyorum.
HAPPY: Ben de!
BIFF: O halde gidelim!
HAPPY: Tek sorun dışarıda ne yapabilirsin?
BIFF: Ama arkadaşına baksana, bir malikane yaptırmış ama içinde oturacak huzuru yok.
HAPPY: Ya öyle ama mağazaya adımını atınca cakasından yanına varılmıyor. Döner kapıdan yılda elli bin dolar giriyor üstelik benim tırnağım olamaz.
BIFF: Ama az önce dedin ki
HAPPY: Oradaki kendini beğenmiş, caka satan müdürlere Hap Loman'ın neler yapabileceğini göstermek istiyorum. Mağazaya ben de onun gibi girmek istiyorum. Ondan sonra seninle gelebilirim Biff. Söz seninle birlikte gelirim. Neyse dün akşamki kızlara dönelim, çok şahane yaratıklardı değil mi?
BIFF: Evet yıllardır böyle şahanesine rastlamamıştım.
HAPPY: Ne zaman istersen sana kız bulurum Biff. Ne zaman bıkkınlık gelirse. Tek sorun bovling  ya da onun gibi olması. Sadece topu iteceksin. Başka bir anlamı yok. Sen hala çapkınlıkta mısın?
BIFF: Ben düzgün, esaslı bir kız arıyorum.
HAPPY: Ben de yıllardır bunu arıyorum.
BIFF: Devam et, asla eve dönmezdin.
HAPPY: Dönerdim! Kişilikli, ağırbaşlı! Annem gibi biri. Bunu söyleyince bana piçkurusu diyeceksin ama dün gece birlikte olduğum şu kız Charlotte, nişanlandı beş hafta sonra evleniyor.
BIFF: Şaka mı yapıyorsun?
HAPPY: Hem de öyle,  çocuk mağazada başkan yardımcılığı için sıra bekleyen biri. Bana ne oldu bilmiyorum belki çok aşırı bir rekabet duygusuna kapıldım, ya da öyle bir şey. Gidip kıza yazık ettim ve şimdi ondan kurtulamıyorum. Ve bunu yaptığım üçüncü yönetici. Ne rezil biriyim değil mi? Yetmezmiş gibi düğünlerine de gidiyorum! Tıpkı rüşvet almamam gerektiği gibi. Üreticiler kendi tekliflerine yol açmam için önüme yüz dolar koyuyorlar. Ne kadar dürüst olduğumu bilirsin ama bu da kız gibi, bu yüzden kendimden nefret ediyorum. Çünkü kızı istemiyorum ama yine de elde ettim ve bu hoşuma gitti!
BIFF: Hadi uyuyalım.
HAPPY: Sanırım hiçbir şeyi çözümleyemedik.
BIFF: Sanırım deneyeceğim tek bir fikrim var.
HAPPY: Nedir o?
BIFF: Bill Oliver'i hatırlıyor musun?
HAPPY: Tabii ki, şimdi işleri büyüttü, yine onunla çalışmak mı istiyorsun?
BIFF: Hayır ama ben işi bırakırken bana bir şey söyledi. Elini omzuma koydu ve “Biff bir şeye ihtiyacın olursa gel beni bul” dedi.
HAPPY: Hatırladım kulağa hoş geliyor.
BIFF: Sanırım onu görmeye gideceğim. Onbin hatta yedi, sekiz bin dolar alabilirsem güzel bir çiftlik satın alabilirim.
HAPPY: Eminim sana arka çıkar. Senden çok iyi sözederdi Biff. Yani hepsi öyleydi Sen sevilen birisin. Bu yüzden buraya gelmeni istedim. İkimiz benim dairede otururuz ve hangi kızı istersen ...
BIFF: Hayır. Çiftlikte sevdiğim işi yaparım ve bir şey olabilirim. Bir şeyi merak ediyorum Bill hala basket potasını benim çaldığımı mı düşünüyor?
HAPPY: Ah, eminim çoktan unutmuştur. Neredeyse on yıl oldu. Sen çok hassassın. Hem seni gerçekten kovmadı.
BIFF: Kovacak sandım o yüzden işi bıraktım. Bilip bilmediğinden hiç emin  olamadım. Beni severdi biliyordum. Mekanı kilitlemek için güvendiği tek kişi bendim.
WİLLY: Biff motoru yıkadın mı?
HAPPY: Şşşt
HAPPY: Duyuyor musun?
BIFF: Annemin duyacağını bilmiyor mu?
WILLY: Biff üstünü başını kirletme.
HAPPY: Korkunç değil mi? Tekrar gitme. Gidecek misin? Burada bir iş bulursun. Burada kalmalısın. Babamla ne yapacağız bilmiyorum durum utanç verici oluyor.
WILLY: Nasıl cilalamış ama!
BIFF: Annem duyacak
WILLY: Dalga geçmiyorsun ya Biff?  Biriyle mi çıkacaksın? Harika!
HAPPY: Git yat, ama sabah onunla konuşacaksın  tamam mı?
BIFF: Annem evdeyken mi kardeşim?
HAPPY: Umarım babamla güzel güzel konuşursunuz.
BIFF: (kendi kendine) Bu bencil, salak.
HAPPY: Şşştt....uyu Biff.
(Işık söner, karanlık mutfakta Willy'nin silueti görülür, buzdolabını açar, bir şişe süt alır, apartmanların görüntüsü kaybolur, her yer yapraklarla kaplanır)
WILLY: Bu kızlar konusunda dikkatli ol Biff, o kadar, herhangi bir söz verme, hiçbir söz verme, çünkü kızlar onlara ne söylersen inanırlar, sen çok toysun Biff, kızlarla ciddi ciddi konuşmak için çok gençsin.
(Mutfağın ışığı yanar. Willy konuşa konuşa buzdolabını kapatır, mutfak masasına gelir, bardağa süt koyar, tamamen kendi düşüncelerine dalmıştır, gülümsemektedir)
WILLY: Kesinlikle çok gençsin. Önce okulunu bitir. Sonra sana kız mı yok? (sandalyeye bakarak gülümser) Kızlar sana para yediriyor mu? Oğlum gerçekten çok başarılı olacaksın.
WILLY: O arabayı neden bu kadar titiz cilaladığını merak edip duruyorum. Ha, çocuklar jant kapaklarını unutmayın, onları güderiyle temizleyin. Happy camları gazeteyle sil en kolayı odur. Biff'e de göster nasıl yapıldığını, anladın mı Hap? Gazeteyi bez gibi kullan. Öyle, öyle, iyi yapıyorsunuz. Biff yapılacak ilk iş şu büyük ağaç dalını budamak, bir fırtına çıkarsa çatının üstüne düşecek diye korkuyorum. Bak nasıl yapacağız, önce bir ip atacağız, sonra tırmanıp testereyle keseceğiz. Arabaları bitirdikten sonra size sürprizim var çocuklar.
BIFF: Ne aldın baba?
WILLY: Olmaz önce işinizi bitirin. Asla bir işi yarım bırakmayın. Biff, Albany'de güzel bir hamak gördüm. Galiba bir dahaki seyahatte onu alacağım. İki ağacın arasına asıp, dalların altında sallanırız.
(Biff ve Happy'nin gençliklerini görürüz. Willy konuşuyordur, Happy yolluklar ve bir kova su taşımaktadır, Biff üzerinde futbol çıkartmalı bir tişört giymiştir)
BIFF: Nasıl olmuş baba? Profesyonelce mi?
WILLY: Müthiş! Müthiş! İyi iş çıkardın Biff.
HAPPY: Sürpriz hani baba?
WILLY: Arabanın arka koltuğunda
HAPPY: Oğlum!
BIFF: NE o baba? Ne aldın söylesene?
WILLY: Önemli bir şey değil, sizin de böyle bir şeyinizin olmasını istedim.
BIFF: Ne o baba?
HAPPY: Kum torbası!
BIFF: Ah baba!
WILLY: Üzerinde Gene Tunney'in imzası var.
BIFF: Kum torbası istediğimizi nereden bidin?
WILLY: Tam zamanıydı.
HAPPY: Farkettin mi baba kilo verdim?
WILLY: Atlama ipi de iyidir.
BIFF: Yeni futbol topu mu gördün mü?
WILLY: Nereden aldın bunu?
BIFF: Koç pratik yapman gerek dedi.
WILLY: Öyle mi? Topu sana koçun mu verdi?
BIFF: Şey, soyunma odasından ödünç aldım.
WILLY: Onu geri vermelisin.
HAPPY: Babam bundan hoşlanmaz demiştim sana.
BIFF: Pekala geri veririm!
WILLY: Tabii ki bir futbol topuyla antreman yapmalı. Bu insiyatifin konusunda koçun seni tebrik edecektir.
BIFF: Koçum beni sürekli tebrik ediyor baba
WILLY: Çünkü seni seviyor. Eğer bir başkası o topu alsaydı kavga çıkardı.
BIFF: Bu sefer nereye gittin baba? Seni özledik.
WILLY: Yalnız kaldınız ha.
BIFF: Her saniye özledik.
WILLY: Size bir sır vereceğim çocuklar ama kimseye tek söz etmeyin. Bir gün kendi işimi kuracağım ve hiçbir yere gitmek zorunda kalmayacağım.
HAPPY: Charles amcam gibi mi?
WILLY: Ondan daha büyük. Çünkü Charles amcan pek sevilmiyor. Seviliyor ama çok değil.
BIFF: Bu sefer nereye gittin baba?
WILL: Şey, yola çıktım, kuzeye Province'e gittim ve belediye başkanınyla tanıştım.
BIFF: Providence Belediye başkanı mı?
WILLY: Otelin lobisinde oturuyordu.
BIFF: Ne söyledi?
WILLY: 'Günaydın' dedi. Ben de “başkanım şehriniz çok güzel' dedim. Sonra birlikte kahve içtik. Sonra Waterbury'ye gittim. Güzel bir şehir, meşhur bir saat kulesi var. Orada iyi satış yaptım. Sonra Boston. Boston devrimin beşiğidir. Güzel bir yer. Sonra Portland,  Bangor ve oradan eve geldim.
BIFF: Ben de senle gelmek isterdim baba.
WILLY: Yaz gelsin gideriz.
HAPPY: Söz mü.
WILLY: Sen, Hap ve ben. Size tüm şehirleri gezdireceğim. Amerika güzel şehirlerle ve iyi insanlarla dolu. Ve Bütün New England'da beni tanıyorlar çocuklar. Sizi de götürdüğümde şehir 'açıl susam açıl' olacak. New England'a arabamı istediğim yere park edebilirim ve polisler kendi arabalarıymış gibi korurlar. Bu yaz ha?
BIFF ve HAPPY: Evet!
WILLY: Mayolarımızı da götüreceğiz
HAPPY: Bavullarını biz taşırız baba.
WILLY: Oh be, Ben Boston'daki mağazalara giriyorum, siz de bavullarımı taşıyorsunuz ne fiyaka ama!
(Biff topla pas verme antremanı yapmaktadır)
WILLY: Biff maç konusunda endişeli misin?
BIFF: Sen de gelirsen hayır.
WILLY: Artık takım kaptanı olduğuna göre okulda sana ne diyorlar?
HAPPY: Kızlar hep peşinde dolaşıyor baba.
BIFF: Bu cumartesi baba, bu cumartesi senin için gol atacağım.
HAPPY: Senin pas vermen bekleniyor.
BIFF: Bu oyunu senin için oynayacağım baba. Beni seyret baba, şapkamı çıkardığım zaman gol atacağım demek. Bak nasıl çizgiye geçireceğim.
WILLY: Boston'da bunları anlatacağım.
(Bernard içeri girer, Biff'ten küçük, dürüst, sadık ama kaygılı bir çocuktur)
BERNARD: Biff neredesin? Bugün birlikte ders çalışacaktık.
WILLY: Hey Bernard, Biff'i niye arıyorsun?
BERNARD: Ders çalışması lazım Willy amca. Haftaya Regents ( bir tür üniversite sınavı) sınavına girecek.
HAPPY: Hadi boks yapalım Bernard
BERNARD: Dinle Biff, hoca matematik çalışmazsan seni sınıfta bırakacakmış ve mezun olamayacakmışsın, onu duydum.
WILLY: Onunla ders çalışsan iyi olacak Biff hadi git şimdi.
BERNARD: Hocayı duydum!
BIFF: Baba futbol ayakkabılarıma bakmadın
WILLY: Hey ne güzel baskı yapmışlar
BERNARD: Ayakkabılarının üzerinde Virgina Üniversitesi yazması onu mezun edecekleri anlamına gelmez  Willy amca.
WILLY: Sen ne diyorsun? Üç üniversiteden burs aldı bir de sınıfta mı bırakacaklar?
BERNARD: Ama hoca konuşurken duydum.
WILLY: Bernard kıl olma!
BERNARD: Tamam seni evde bekliyorum Biff.
WILLY: Bernard pek sevilen biri değil, değil mi?
BIFF: Seviliyor ama çok değil
HAPPY: Doğru baba
WILLY: Ben de bunu kastettim. Bernard okulda en iyi notları alıyor olabilir ama iş dünyasına atılınca, ondan beş misli önde olacaksınız. Allah'a şükrediyorum ki, ikinizi de Herkül gibi yakışıklı yarattı. Çünkü iş dünyasında bir adamın dış görünüşü iyiyse, ilgi çekerse, işinde ileri gider. Sevilirseniz asla istemezsiniz. Mesela bana bakın, asla bir alıcı için sırada beklemem, 'Willy Loman'ın burada olduğunu bilmeleri yeter. Tek bilmeleri gereken bu.
BIFF: Onların canına okudun mu?
WILLY: Providence'de öyle yaptım, Boston'da keza.
HAPPY: Baba kilo verdim farkettin mi?
(Linda elinde çamaşır sepetiyle içeri girer)
LINDA: Merhaba hayatım
WILLY: Aşkım
LINDA: Chevrole nasıldı?
WILLY: Chevrole üretilmiş en şahane arabadır. Ne zamandan beri çamaşır sepetini annenize taşıtıyorsunuz?
BIFF: Tut şunu oğlum
HAPPY: Nereye koyayım anne?
LINDA: İpe seriverin. Siz arkadaşlarınızın yanına gitseniz daha iyi olur, bodrum katı çocuk dolu. Kendi başlarına ne yapacaklarını bilmiyorlar.
BIFF: Babam eve gelince çocuklar bekleyebilirler
WILLY: Aşağı inip onlara ne yapacaklarını söyleseniz iyi olur Biff.
BIFF: Sanırım onlara kazan dairesini süpürttüreceğim.
WILLY: İyi iş Biff.
BIFF: Çocuklar herkes kazan dairesini süpürecek, ben de geliyorum
SESLER: Tamam Biff
BIFF: George, Sam ve Frank, siz buraya gelin çamaşırları asacağız. Hadi Hap, çabuk ol.
LINDA: Nasıl da ona itaat ediyorlar!
WILLY: Bu eğitim, eğitim. Binlerce, binlerce şey satabilirim ama sonunda evime dönmeliyim.
LINDA: Bütün mahalle maça gelecek. Bir şey sattın mı?
WILLY: Province'de 500 , Boston'da 700 kazandım.
LINDA: Yo, bir dakka bekle, bir kalem alayım, senin komisyonunu hesaplayayım, iki yüz Aman Tanrı'm iki yüz oniki dolar
WILLY: Şey, tam hesaplamamıştım fakat....
LINDA: Sen ne kadar hesapladın?
WILLY: Province'de yüz seksen kadar..yo hayır şey tüm seyahatim boyunca kabaca iki yüz sattım.
LINDA: İki yüz...bu şey eder...
WILLY: İşin kötüsü Boston'daki mağazaların üçü envanter yüzünden yarı yarıya kapalıydı, yoksa satış rekoru kırardım.
LINDA: E, yetmiş dolar küsur eder, gayet iyi.
WILLY: Borcumuz ne kadar?
LINDA: Onaltı dolar buzdolabının borcu
WILLY: Niye onaltı?
LINDA: Motor kayışı kopmuş.
WILLY: Ama daha yeniydi.
LINDA: Tamirci normal dedi.
WILLY: Umarım bu makineye takılıp kalmayız.
LINDA: Büyük reklam yapıyorlar.
WILLY: Biliyorum iyi bir makinedir. Başka?
LINDA: Eee, 96 çamaşır makinasına, ayın onbeşinde elektrik süpürgesinin borcu var üç buçuk, sonra çatı için yirmiiki dolar borcumuz kaldı.
WILLY: Artık akıtmıyor değil mi?
LINDA: Yok, çok iyi iş yaptılar. Karbürator için Frank'a borcun var.
WILLY: O adama bir şey ödemeyeceğim! O kahrolası Chevrolet! Üreticinin bunu yapmasını yasaklamaları lazım!
LINDA: Adama üç buçuk borçlusun. Şu, bu derken ayın onbeşine kadar yüz yirmi dolar ediyor.
WILLY: Yüz yirmi dolar ha? İşler olmasa ne yapardım ben?
LINDA: Gelecek hafta daha iyi satarsın.
WILLY: Haftaya canlarına okuyacağım. Hartford'a gidiyorum. Orada beni çok severler. Sorun ne biliyor musun Linda insanlar beni takmıyor.
LINDA: A, saçmalama.
WILLY: Biliyorum, içeri girince bana gülüyorlar.
LINDA: Sana niye gülsünler ki? Böyle söyleme Willy.
(Willy sahnenin öteki ucuna gider, Linda mutfakta çorapları suya bastırır)
WILLY: Sebebini bilmiyorum ama beni farketmiyorlar, öyle yanımdan geçiyorlar.
LINDA: Ama harika satış yapıyorsun hayatım. Haftada yetmiş ila yüz dolar kazanıyorsun.
WILLY: Ama bunu günde on, yirmi dört saatte yapıyorum. Başkaları daha kolay yapıyor, bilmiyorum, ben kendimi tutamıyorum çok konuşuyorum, insan bir, iki kelimede satmalı, Charley öyle yapıyor, birkaç kelime konuşuyor ona saygı duyuyorlar.
LINDA: Sen çok konuşmuyorsun, neşeli birisin.
WILLY: Şey, sanırım, kahretsin hayat çok kısa, bir, iki fıkra, çok fıkra anlatıyorum.
LINDA: Neden? Sen
WILLY: Ben şişmanım. Aptal görünüyorum Linda.  Sana anlatmadım ama yılbaşında tesadüfen F. H Stewards ve tanıdığım bir satıcıylaydım, müşteriyi görmeye giderken, su aygırı gibi bir şey dediklerini duydum. Ben de bunu yüzüne vurdum. Buna katlanamam. Ama bana gülüyorlar biliyorum.
LINDA: Hayatım.
WILLY: Bunun üstesinden gelmem lazım, belki vücuduma göre giyinmesini bilmiyorum.
LINDA: Hayatım sen tanıdığım en yakışıklı erkeksin.
WILLY: Hayır Linda
LINDA: Benim için öylesin. En yakışıklısısın.
(Karanlıkta bir kadın kahkahası duyulur, Willy dönmez ama kahkaha devam eder)
LINDA: Hele çocuklar, çok az baba çocukları tarafından senin kadar sevilir.
(Sahnedeki ince, tül gibi kumaşın ardından evin sol tarafından müzik sesi duyulur, hayalmeyal görülen bir kadın giyinmektedir)
WILLY: Sen bir tanesin Linda, sen bir dostsun Linda biliyor musun? Bazen yoldayken seni kucaklayıp, öpmek istiyordum.
(Kahkaha sesi daha artar ve Willy tülün arkasındaki kadının gelip durduğu aydınlatılmış yere gelir,
kadın şapkasını takar, aynaya bakar ve gülmektedir)
WILLY: Çünkü özellikle işler kötüyken kendimi çok yalnız hissediyorum, konuşacak kimse yok, bir daha hiçbir şey satamayacağım, ailemi geçindiremeyeceğim, çocuklara bir iş kuramayacağım duygusuna kapılıyorum, onlar için yapmak istediğim çok şey var.
KADIN: Ben mi? Sen benim için bir şey yapmadın Willy, ben seni seçtim.
WILLY: Seçtin mi?
KADIN: Evet.  Masada oturup sabahtan akşama kadar gelen geçen satıcılara baktım, senin mizah gücün var ve birlikte iyi vakit geçirdik değil mi?
WILLY: Elbette elbette, niye gidiyorsun?
KADIN: Saat iki olmuş.
WILLY: Hayır buraya gel.
KADIN: Kızkardeşlerim gelirse rezalet çıkartır ne zaman döneceksin?
WILLY: İki hafta sonra. Yine gelecek misin?
KADIN: Elbette. Beni güldürüyorsun. Bu da bana çok iyi geliyor sen harika bir adamsın.
WILLY: Demek beni sen seçtin.
KADIN: Kesinlikle. Çünkü sen çok tatlısın, çok şakacısın.
WILLY: Boston'a bir dahaki gidişimde seni görmeye geleceğim.
KADIN: Seni tam alıcıların olduğu yere yerleştireceğim.
WILLY: Tamamdır, popolar yukarı!
KADIN: Willy beni gülmekten öldürüyorsun! Çoraplar için teşekkürler, bir sürü çorabım olmasına bayılıyorum. İyi geceler.
WILLY: İyi geceler, aklın başından gitmesin
KADIN: Ah Willy!
(Kadın gülmekten katılır, Linda'nın kahkası onunkine karışır, kadın karanlıkta gözden kaybolur, şimdi mutfak masası aydınlatılır, Linda oturmuş ipek çoraplarını yamıyordur)
LINDA: Willy sen çok yakışıklı bir adamsın, böyle hissetmemen gerekir.
WILLY: Senin için neler yapacağım Linda.
LINDA: Bir şey yapmana gerek yok, yapıyorsun zaten.
WILLY: Ne yapıyorsun?
LINDA: Çoraplarımı yamıyorum yenileri çok pahalı.
WILLY: Bu evde çorap yamanmayacak. Çöpe at onları.
BERNARD: Nerede o? Eğer ders çalışmazsa...
WILLY: Sen cevapları ona verirsin.
BERNARD: Veririm ama Regents sınavında yapamam, bu eyalet sınavı, beni tutuklayabilirler.
WILLY: Nerede o? Onu döveceğim, onu döveceğim!
LINDA: Ve o topu geri verse iyi olacak. Hoş değil.
WILLY: Biff, nerede o? Niye her şeyi alıyor?
LINDA: Kızlara haşin davranıyor. Tüm kız anneleri ondan korkuyor.
WILLY: Onu döveceğim!
BERNARD: Ehliyetsiz araba kullanıyor!
(kadının gülüşü duyulur)
WILLY: Kapa çeneni!
LINDA: Tüm anneler
WILLY: Kapa çeneni!
BERNARD: Hoca çalışmazsa onu bırakacağını söylüyor
WILLY: Defol git
BERNARD: Matematikten kalacak
LINDA: Çocuk haklı, Willy onunla
WILLY: Çocuğun bir şeyi yok. O da Bernard gibi pısırık mı olsun? Onun bir kişiliği, havası var. (Willy konuşurken Linda gözüne yaşlar dolarak oturma odasına gider, Willy mutfakta yalnız kalır, yapraklar gider, yine gece olmuştur, arkadan apartmanlar görünmektedir)
WILLY: Ne çalıyor? Topu geri verecek öyle değil mi? Niye çalıyor? Ben ona ne söyledim? Ömrüm boyunca hep doğru şeyler söyledim.
(Happy pijamalarıyla merdivenlerden aşağı iner, Willy aniden Happy'i farkeder)
HAPPY: Hadi gidelim artık.
WILLY: (mutfak masasına bakarak) Niye yerleri kendisi cilalıyor? Yerleri cilalarken eğilmek zorunda bunu biliyor.
HAPPY: Şşştt..sakin ol. Bu gece ne oldu da geri döndün?
WILLY: Çok korktum, az kalsın bir çocuğu eziyordum. Niye zamanında abimle Alaska'ya gitmedim? Abim bir dahiydi, başarının vücuda gelmiş şekliydi. Gitmem için yalvarmıştı.
HAPPY: Artık faydasız..
WILLY: Sıfırdan başlayıp, elmas madenlerine sahip olan bir adamdı.
HAPPY: Bir gün bunu nasıl yaptığını bilmek istiyorum.
WILLY: İşin sırrı neydi? Adam ne istediğini biliyordu ve gidip onu aldı! Balta girmemiş ormanların içine gitti ve döndü, yirmibir yaşında zengin olmuştu. Bu dünya bir istiridyedir ama yatağında yatarak onu açamazsın.
HAPPY: Baba söyledim ya, seni emekli ettireceğim.
WILLY: Beni haftada 70 kahrolası dolara mı emekli ettireceksin? Karın, evin, araban ve bana hayat boyu emekli edeceksin? Tanrı aşkına! Bugün Yonkers'i geçemedim. Siz neredesiniz çocuklar? Atı alan Üsküdar'ı geçti. Araba süremiyorum.
(Charley kapıda belirir. İri yapılı, ağırkanlı, konuşkan olmayan bir adamdır. Söylediği her şeyde bir acındırma ve şu anda da endişe vardır. Pijamalarının üstüne robdöşamr giymiştir,ayağında terlikler vardır. Mutfağa girer)
CHARLEY: Her şey yolunda mı?
HAPPY: Evet
WILLY: Mesele nedir?
CHARLEY: Sesler duydum, bir şey oldu sandım, duvarlarla ilgili bir şey yapamaz mıyız? Hapşırsan bizim oradan duyuluyor.
HAPPY: Hadi yatalım baba.
WILLY: Sen git ben yorgun değilim.
HAPPY: Sakin ol tamam mı?
WILLY: Niye ayaktasın?
CHARLEY: Uyku tutmadı. Midem yanıyor.
WILLY: Nasıl yemek yiyeceğini bilmiyorsun.
CHARLEY: Ağzımla yemek yiyorum.
WILLY: Hayır bilmiyorsun, vitaminler vesaireyi bilmen lazım.
CHARLEY: Hadi gel kağıt oynayalım.
WILLY: Tamam, kartlar var mı?
(Charley cebinden bir deste kart çıkarır.)
CHARLEY: Evet var, vitaminlere ne olmuş?
WILLY: Kemikleri güçlendirir.
CHARLEY: Evet ama mide ekşimesinde kemiğin ne alakası var?
WILLY: Ne diyorsun sen? Bu konudaki ilk şeyin ne olduğunu biliyor musun?
CHARLEY: Hakaret etme.
WILLY: Bilmediğin şeyler hakkında konuşma.
CHARLEY: Niye evdesin?
WILLY: Arabayla ilgili küçük bir sorun
CHARLEY: Kaliforniya'ya küçük bir seyahat yapmak isterdim.
WILLY: Deme.
CHARLEY: İş mi bakıyorsun?
WILLY: Benim bir işim var, niye bana iş teklif ediyorsun?
CHARLEY: Yanlış anlama.
WILLY: Sen de rencide etme.
CHARLEY: Hiç anlamıyorum, bu şekilde devam edemezsin.
WILLY: Benim iyi bir işim var, buraya ne demeye geldin?
CHARLEY: Gitmemi mi istiyorsun?
WILLY: Hiç anlamıyorum. Biff  Teksas'a geri dönüyor. Kahretsin bu da ne demek oluyor?
CHARLEY: Bırak gitsin.
WILLY: Ona verecek hiçbir şeyim yok Charley.
CHARLEY: Açlıktan ölmez merak etme. Hiçbiri ölmez. Unut gitsin.
WILLY: Neyi hatırlayayım o halde?
CHARLEY: Çok ciddiye alıyorsun. Cehenneme kadar yolu var. Bir şişeyi kırarsan, depozit parasını geri almazsın.
WILLY: Senin için söylemesi kolay.
CHARLEY: Benim için de söylemesi kolay değil.
WILLY: Oturma odasına yaptığım kartonpiyeri gördün mü?
CHARLEY: Evet iyi iş, bunu yapmak benim için büyük muamma, nasıl yaptın?
WILLY: Aradaki fark ne?
CHARLEY: Şey, anlatsana
WILLY: Sen de mi kartonpiyer yapacaksın?
CHARLEY: Nasıl yapabilirim ki?
WILLY: O zaman ne demeye benim canımı sıkıyorsun?
CHARLEY: Yine rencide ediyorsun
WILLY: Tamirat işlerinden anlamayan bir erkek erkek değildir. Sen berbatsın.
CHARLEY: Bana berbat deme Willy.
(Evin sağ tarafından Ben amca elinde bir bavul ve şemsiye ile gelir. Bıyıklı, otoriter, altmış yaşlarında biridir. Yüzünde uzak yerleri gezmiş görmüş bir hava vardır. )
WILLY: Çok yorulmaya başlıyorum Charley.
CHARLEY: İyi, oynamaya devam et, daha iyi uyursun. Bana Ben mi dedin?
WILLY: Çok tuhaf bir an için seni abim Ben'e benzettim.
BEN: Sadece birkaç dakikam var.
CHARLEY: O zamandan beri ondan hiç haber almadın mı?
WILLY: Linda sana söylemedi mi? Birkaç hafta evvel Afrika'daki karısından bir mektup aldık. Ölmüş.
CHARLEY: Demek öyle.
BEN: Demek Brooklyn burası, eh?
CHARLEY: Belki ondan sana biraz para kalır.
WILLY: Yok, yedi oğlu var. O adamla ilgili tek bir fırsatım olmuştu.
BEN: Bir tramvaya binmeliyim William, Alaska'da bir sürü yer bakacağım.
WILLY: Evet, evet onunla birlikte Alaska'ya gitseydim her şey çok farklı olurdu.
CHARLEY: Orada soğuktan donardın.
WILLY: Sen ne diyorsun?
BEN: Alaska'da çok büyük fırsatlar var William, gelmemene şaşırdım.
WILLY: Kesinlikle çok büyük.
CHARLEY: Ne?
WILLY: Cevapları bilen sadece tek adam tanıdım.
CHARLEY: Kim?
BEN: Nasılsın?
WILLY: İyi, iyi.
CHARLES: Bu gece biraz serin.
BEN: Annenle mi oturuyorsun?
CHARLEY: Hayır uzun zaman önce öldü.
CHARLEY: Kim?
BEN: Bu çok kötü annen tam bir hanımefendiydi.
WILLY: Ha?
BEN: Yaşlı kadını görmeyi ummuştum.
CHARLEy: Kim ölmüş?
BEN: Babamdan hiç haber aldın mı?
WILLY: Ne demek istiyorsun? Kim öldü?
CHARLEY: Sen neden bahsediyorsun?
BEN: William saat sekiz buçuk!
WILLY: Bunu ben yaptım!
CHARLEY: Ası ben attım
WILLY: Nasıl oynanacağını bilmiyorsan paramı koymam!
CHARLEY: O  as benim asımdı Tanrı aşkına!
WILLY: Ben kazandım, ben kazandım!
BEN: Annem ne zaman öldü?
WILLY: Çok oldu. Bir türlü kart oynamaya öğrenemedin.
CHARLEY: Pekala, bir dahaki sefere içinde beş as olan bir deste getiririm
WILLY: Bu tür oyunlar oynamam
CHARLEY: Kendinden utanmalısın
WILLY: Ya
CHARLEY: Ya
WILLY: Zır cahil!
BEN: Sen de öylesin William
WILLY: Ben, uzun zamandan beri seni bekliyordum, cevap nedir? Nasıl yaptın?
BEN: Bu uzun hikaye
LINDA: Bu Ben mi?
BEN: Nasılsın canım?
LINDA: Yıllardır neredeydin Willy senin hep niye...
WILLY: Babam nerede? Onun peşinden gitmedin mi? Nasıl başladın?
BEN: Şey ne kadarını hatırladığını bilmiyorum
WILLY: Şey ben bir bebektim tabii ki, üç, dört yaşında
BEN: Üç yaş onbir aylık
WILLY: Hafızan ne kadar güçlü Ben!
BEN: Bir sürü işletmem var William ve hiç defter tutmuyorum
WILLY: Arabanın altında oturduğumu hatırlıyorum Nebraska mıydı?
BEN: Güney Dakota idi ve sana bir demet kır çiçeği vermiştim
WILLY: Bomboş bir yolda yürüdüğünü anımsıyorum
BEN: Alaska'ya babamı bulmaya gidiyordum
WILLY: O nerede?
BEN: O yaşta coğrafyam çok kötüydü William. Birkaç gün sonra farkettim ki, güneye doğru gidiyormuşum. Alaska yerine Afrika'ya vardım.
LINDA: Afrika mı?
WILLY: Altın sahili?
BEN: Çoğunlukla elmas yatakları.
LINDA: Elmas madenleri mi?
BEN: Evet canım ama sadece birkaç dakikam var
WILLY: Hayır, hayır, çocuklar bu sizin Ben amcanız.  Onu dinleyin o büyük bir adam. Çocuklarıma anlatsana Ben.
BEN: Çocuklar onyedi yaşımda balta girmemiş ormana daldım ve yirmibir yaşında zengin biri olarak çıktım.
WILLY: Neden sözettiğimi anladınız mı? Büyük şeyler olabiliyor.
BEN: Haftaya Salı Ketchikan'da bir randevum var
WILLY: Hayır Ben, lütfen babamı anlat. Çocuklarımın bilmesini istiyorum. Nasıl bir temelden geldiğini bilsinler. Tüm hatırladığım ben annemin kucağında oturuyordum, babam sakallı bir adamdı, şöminenin önünde oturuyorduk ve müzik çalıyordu.
BEN: Flüt, flüt çalardı.
WILLY: Evet evet flüttü, doğru.
BEN: Babam harika ve güçlüklere göğüs germiş bir adamdı. Boston'da yola çıktık, tüm aileyi arabaya tıkıştırır ve tüm ülkeyi gezerdik. Ohio, Indiana, Michigan, Ilinois, tam batı eyaletleri. Kasabalarda durur onun yaptığı flütleri satardık. Büyük bir mucitti. Başkasının ömür boyu yapacağı işi bir haftada yapardı.
WILLY: Ben de çocukları tıpkı onun yaptığı gibi yetiştiriyorum, güçlü, sevilen.
BEN: Ya? (Ben karnını gösterir)şuraya vurabildiğin kadar kuvvetli vur evlat
BIFF: A, olmaz efendim
BEN: Vur hadi var
WILLY: Göster ona Biff.
BIFF: Pekala
LINDA: Niye dövüşmek zorunda hayatım?
BEN: Esaslı çocuk, esaslı çocuk
WILLY: Nasıl Ben ha?
HAPPY: Ona solunu göster Biff
LINDA: Niye döğüşüyorsunuz?
BEN: Esaslı çocuk. (Ben aniden gelir, Biff'e çelme takar, yere düşürür, şemsiyesinin ucu Biff'in gözünün üzerindedir)
LINDA: Dikkat et Biff!
BIFF: Hiii!
BEN: Asla bir yabancıyla centilmence dövüşme evlat. Böyle yaparsan asla ormandan çıkamazsın. Seninle tanışmak  şerefti Linda, çok memnun oldum.
LINDA: İyi yolculuklar
BEN: Ve sana işinde iyi şanslar- ne iş yapıyordun?
WILLY: Satıcıyım
BEN: Şey, iyi
WILLY: Hayır Ben, şey düşünmeni istemiyorum, burası Brooklyn biliyorum ama biz de bir şeylar yapıyoruz.
BEN: Sahi mi? Şimdi
WILLY: Oralarda kesin yılanlar ve tavşanlar vardır Ben, bu yüzden buraya geldim. Ağaçlardan biri her an devrilebilir Biff, çocuklar apartman inşaatlarının oraya gidip biraz kum getirin, evin girişini tamamen yeniliyoruz Ben. Seyret ben.
BIFF: Evet efendim. Çabuk ol Hap.
HAPPY: Kilo verdim baba farkettin mi?
CHARLEY: Dinle, eğer inşaat bir şey daha çalarlarsa bekçi onları polise verir.
LINDA: Biff gitmesin!
WILLY: Sen geçen hafta getirdikleri keresteleri görecektin. En azından bir düzine altıya, on metreydi. Dünya para eder.
CHARLEY: Dinle eğer bekçi görürse...
WILLY: Canları cehenneme korkmuyoruz.
CHARLEY: Willy hapishaneler korkusuz kişilerle dolu.
BEN: Ve borsa dostum
WILLY: Pantolonun kumaşı mı yetmemiş?
CHARLEY: Bunu karım aldı.
WILLY: Bir golf sopan eksi. Yukarı çıkıp yatmaya gidebilirsin. Büyük atlet! Kendisi de oğlu Bernard da  bir çivi bile çakamazlar!
BERNARD: Bekçi Biff'i kovalıyor.
WILLY: Kes sesini o bir şey çalmıyor.
LINDA: Biff nerede? Biff hayatım
WILLY: Yanlış bir şey yok, senin sorunun nedir?
BEN: Cesur çocuk, aferin.
WILLY: Biff'in çelik gibi sinirleri vardır.
CHARLEY: Neymiş anlamam. Benim New England'lı adamım yaralıydı, orada öldürdüler.
WILLY: Bağlantılar Charley, benim önemli bağlantılarım var.
CHARLEY: Bunu duyduğuma sevindim Willy, yine gel biraz kart çevirelim, senin Portland paranı yeriz.
WILLY: İş hayatı berbat, içinde cinayet var ama benim işim öyle değil.
BEN: Afrika yolunda mola vereceğim.
WILLY: Birkaç gün daha kalamaz mısın? Sana ihtiyacım var, çünkü Ben burada iyi bir mevkiideyim, babam daha bebekken gitti ve onunla konuşacak zamanım olmadı, ve bazen kendimi kötü hissediyorum.
BEN: Trenimi kaçıracağım
WILLY: Ben, benim oğlanlar, konuşamaz mıyız? Benim hatırıma aslanın inine girerler anlıyormusun ama ben
BEN: William çocukların on numara. Dışadönük, esaslı çocuklar.
WILLY: Ah Ben bunu duyduğuma sevindim, çünkü bazen onlara neyin doğru olduğunu anlatmadım diye korkuyorum onları nasıl eğitmeyilim?
BEN: William ormana girdiğimde onyediydim ve çıktığımda yirmibir yaşında ve zengindim
WILLY: Zengin! İşte bu! Onlara bunu aşılayacağım, ormanın içine girmek, haklıydım, haklıydım, haklıydım.
(Ben gider ama Willy hala konuşmaktadır. Linda sabahlıkla mutfağa gelir)
LINDA: Willy hayatım Willy?
WILLY: Haklıydım
LINDA: Peynir yedin mi? Çok geç oldu hayatım, yatağa gel artık.
WILLY:  Bahçede yıldız görebilmek için insan boynunu kırmak zorunda kalıyor.
LINDA: Geliyor musun?
WILLY: Şu elmaslı saat kösteğine ne oldu? Hatırladın mı? Ben Afrika'dan geldiğinde bana  elmaslı bir köstekli saat vermedi mi?
LINDA: Oniki onüç yıl önce onu tefeciye verdin ya hayatım. Biff'in telsizcilik kursunun parası için.
WILLY: Hııı. Çok güzel saatti, ben biraz yürüyeceğim.
LİNDA: Ayağında terliklerle mi?
WILLY: Haklıydım. Ne adam! Konuşmaya değer tek adam. Haklıydım.
LINDA: Willy terlikler var ayağında
(Biff pijamalarla aşağı indiğinde Biff gitmiştir)
BIFF: Babam dışarıda ne yapıyor?
LINDA: Şşşt
BIFF: Aman Tanrı'm ne kadar zamandır böyle?
LINDA: Yapma seni duyacak
BIFF: Kahretsin onun nesi var?
LINDA: Sabaha geçer
BIFF: Bir şey yapmamız gerekmez mi?
LINDA: Ah oğlum bir sürü şey yapman gerekir ama yapacak bir şey yok, hadi git yat.
HAPPY: Hiç bu kadar yüksek sesle konuştuğunu duymamıştım anne.
LINDA: Daha sık gelirsen duyarsın.
BIFF: Niye bana mektupta yazmadın anne?
LINDA: Nasıl yazacaktım ki, üç aydır bir adresin yoktu.
BIFF: Geziyordum ama hep seni düşünüyordum anne bunu biliyorsun değil mi?
LINDA: Biliyorum canım ama baban mektup almak isterdi, daha iyi şeylerin olabileceğini bilmek için.
BIFF: Sürekli bu halde değil değil mi?
LINDA: Sen eve gelince çok kötü oluyor
BIFF: Ben eve gelince mi?
LINDA: Sen mektubunda geleceğini yazınca, gülümsüyor, gelecekten sözediyor ve harika oluyor, senin gelmen yaklaştıkça keyfi kaçıyor, sen gelince kavgacı oluyor, sanki sana kızıyor, belki sana açılamıyor neden birbirinizden nefret ediyorsunuz neden?
BIFF: Ben nefret etmiyorum anne
LINDA: Ama kapıya gelirgelmez kavgaya başlıyorsunuz.
BIFF: Neden bilmiyorum değişmeye çalışıyorum anne anlıyor musun?
LINDA: Artık burada mı kalacaksın?
BIFF: Bilmiyorum etrafa bakıp  ne yapacağıma karar vereceğim
LINDA: Biff ömür boyu etrafa bakınamazsın
BIFF: Bir şeylere tutunamıyorum. Sadece olan bu.
LINDA: Biff bir erkek bir göçmen kuş değildir, baharda gelsin, gitsin.
BIFF: Saçların beyazlaşmış.
LINDA: Sen liseye başladığından beri beyazlaştı, sadece boyamayı bıraktım.
BIFF: Tekrar boya, tamam mı? Arkadaşımın yaşlı gözükmesini istemiyorum.
LINDA: Ne çocuksun sen! Bir yıllığına gidip sonra....şunu kafana sok bir gün döndüğünde burada olmayacağız.
BIFF: Ne diyorsun anne daha altmışına bile gelmedin
LINDA: Ama ya baban?
BIFF: Onu da kastettim.
HAPPY: Babama hayran.
LINDA: Biff hayatım eğer babanı düşünmüyorsan, beni de düşünmüyorsundur.
BIFF: Düşünüyorum anne
LINDA: Hayır, eve sadece beni görmeye gelemezsin, çünkü babanı seviyorum. O benim için dünyanın en iyi insanı. Ve kimsenin babanıza istenmediğini, değersiz olduğunu hissettirmesini, üzmesini istemiyorum. Kararını vermelisin canım, bunun ortayolu yok, ya babamdır deyip saygı göstereceksin, ya da buraya gelmeyeceksin. Biliyorum onunla geçinmek kolay değildir, bunu kimse benden iyi bilemez ama...
WILLY: Hey hey Biffo!
BIFF: Bunun neyi var?
LINDA: Gitme, yanına gitme.
BIFF: Onun adına özür dilemeyi bırak. Her zaman seni yerin dibine batırır sana en ufak saygısı yok.
HAPPY: Her zaman ona saygı duyar.
BIFF: Sen nereden biliyorsun?
HAPPY: Babama deli deme
BIFF: Kişiliksizin teki, Charley böyle yapmazdı. Kendi evinde yapmazdı. Fikirlerini böyle kusmazdı.
HAPPY: Charley babamın geçtiği yollardan geçmedi
BIFF: Willy Loman'dan daha kötü halde insanlar var, bana inan onları gördüm
LINDA: O zaman Charley'i kendine baba yap Biff. Bunu yapamazsın, yapabilir misin? Onun büyük bir adam olduğunu söylemiyorum. Willy Loman asla çok para kazanmadı. İsmi gazetelere geçmedi. Yaşayan en iyi karakterli insan değil. Ama bir insan ve ona korkunç şeyler oluyor. Dikkat etmeliyiz. Yaşlı bir köpek gibi mezara girmesine izin vermemeliyiz. Böyle bir insana dikkat edilmeli. Sen ona deli diyorsun.
BIFF: Öyle kastetmedim
LINDA: Hayır, pekçok insan onun dengesini kaybettiğini düşünüyor, ama ona ne olduğunu bilmek için  fazla akıllı olmanıza gerek yok. Adam tükendi.
HAPPY: Kesinlikle.
LINDA: Küçük bir insan da büyük bir insan kadar tükenebilir. Bu Mart itibarıyla otuz altı yıldır bir firma için çalışıyor olacak  duyulmamış yerlerde  şubeler açıyorlar ve bu yaşında maaşını kesiyorlar.
HAPPY: Bunu bilmiyordum anne.
LINDA: Hiç sormadın ki hayatım, sen paranı başka yerlerde harcıyorsun, böyle şeyleri dert etme sen.
HAPPY: Ama sana para vermiştim geçen...
LINDA: Yılbaşında elli dolar vermiştin. Şofben tamiri doksanyedi, babanız beş hafta boyunca işe yeni başlayan kişiler gibi komisyonla çalıştı.
BIFF: Nankör pezevenkler
LINDA: Oğullarından daha mı kötüler? Babanız gençken onu görmekten mutlu olurlardı, şimdi eski dostları, eski alıcılar, müşteriler, ona teklif yapanlar ya emekli oldular, ya da öldüler. Boston'dayken günde altı, yedi iş görüşmesi yapardı, şimdi valizlerini arabaya koyuyor, tekrar alıyor, tekrar koyuyor,  tükeniyor. Yürümek yerine konuşuyor. Yedi yüz kilometre araba sürdü ve gittiği yerde onu tanıyan kimse olmuyor, kimse ona hoş geldin demiyor, yediyüz kilometre araba süren ama tek kuruş kazanamayan bir adamın aklından ne geçer? Niye kendi kendine konuşmasın? Charley'e gidip elli dolar borç aldı ve kendi kazanmış gibi yaptı. Bunu ne kadar sürdürebilir? Burada oturup neyi beklediğimi görüyorsunuz. Ve siz onun kişiliksiz olduğunu söylüyorsunuz. Bu adam ki ömrü boyunca sizin için çalıştı. Bunun için ona madalya verecekler mi? Ödülü bu mu? Altmışüç yaşına gelince hayatından çok sevdiği oğullarının bir tanesinin kadın peşinde bir zampara olduğunu,
HAPPY: Anne!
LINDA: Öylesiniz bebeğim! Ya sen! Ona olan sevgine ne oldu? Ne kadar iyi dosttunuz! Her gece telefonda onunla nasıl konuşurdun! Eve gelene kadar ne kadar yalnızdı.
BIFF: Tamam anne, burada odamda kalacağım, bir iş bulacağım, ondan uzak duracağım o kadar
LINDA: Hayır Biff, burada kalıp bütün gün kavga edemezsin
BIFF: Beni evden babam kovdu unuttun mu?
LINDA: Bunu niye yaptı? Hiç anlamadım.
BIFF: Çünkü onun numara yaptığını anladım ve bunu bilen birini evde istemiyor.
LINDA: Ne numarası? Ne demek istiyorsun?
BIFF: Sadece her şeyin kabahatini bana yükleme. Bu onunla benim aramda. Bugünden itibaren ona katkıda bulunacağım. Aldığım ücretin yarısını ona vereceğim. O zaman düzelir. Ben yatmaya gidiyorum.
LINDA: Düzelmeyecek.
BIFF: Bu şehirden nefret ediyorum ama burada kalacağım daha ne istiyorsun?
LINDA: Baban ölüyor Biff.
BIFF: Niye ölüyor?
LINDA: Kendini öldürmeye çalışıyor.
BIFF: Nasıl?
LINDA: Her gün görüyorum.
BIFF: Neden bahsediyorsun?
LINDA: Şubat ayında yine arabayı çarptığını yazmıştım sana hatırladın mı?
BIFF: Eee?
LINDA: Sigorta müfettişi geldi. Kanıtları olduğunu söyledi. Geçen sene yaptığı tüm kazaların kaza olmadığını söyledi.
HAPPY: Nasıl böyle söylerler. Bu yalan!
LINDA: Galiba bir kadın varmış
BIFF: Hangi kadın?
LINDA: Ve bu kadın...
LINDA: Ne?
BIFF: Yok bir şey devam et
LINDA: Ne dedin sen?
BIFF: Sadece hangi kadın dedim
HAPPY: N'olmuş kadına?
LINDA: Galiba kadın yolda yürürken babanızın arabasını görmüş. Arabayı hiç de hızlı sürmediğini ve kaymadığını söylemiş. O küçük köprüye gelmiş ve sonra bilerek korkuluklara bindirmiş, su sığ olduğu için kurtulmuş.
BIFF: A, hadi canım, yine direksiyon başında uyumuştur.
LINDA: Uyuduğunu sanmıyorum.
BIFF: Neden?
LINDA: Geçen ay, ah çocuklar bunu anlatmak öyle zor ki! Sizin için o aptal, koca bir adam ama o pekçok insandan daha iyi birisi. Elektrikler kesildi ve sigortaya bakmaya bodruma indim, sigorta kutusunun arkasında – kazara düştü- yuvarlak lastik bir kablo vardı. Kısaydı.
HAPPY: Şaka mı yapıyorsun
LINDA: Ucunda kısa bir bağlantı parçası vardı. Şofbenin dibinde gaz borusunun üstüne yeni küçük bir meme var.
HAPPY: Uyuz herif
BIFF: Onu oradan aldın mı?
LINDA: Almaya utandım , bundan ona nasıl sözedebilirim? Her gün aşağı inip lastik kabloyu alıyorum o eve gelince yine yerine koyuyorum. Onu bu şekilde nasıl rencide edebilirim? Ne yapacağımı bilmiyorum. Her gün bunu yaşıyorum. Onun aklındaki her şeyi biliyorum. Eski moda ve aptalca görünebilir ama o tüm hayatını size adadı ve siz ona sırtınızı döndünüz. Biff, Allah şahidim olsun ki, onun hayatı senin elinde!
HAPPY: Bu kahrolası salağı nasıl sevebiliyorsun?
BIFF: Tamam tamam her şey anlaşıldı, tembellik yaptım bunu biliyorum anne, fakat söz veriyorum burada kalacağım ve çok çalışacağım. Sadece – iş dünyasına uymuyorum fakat çalışacağım ve başaracağım.
HAPPY: Elbette yaparsın. İş dünyasındaki sorunun insanları memnun etmekten hoşlanmamandı.
BIFF: Biliyorum ben...
HAPPY: Harrison için çalıştığın günlerdeki gibi. Bob Harrison senin en iyilerden olduğunu söylemişti ama sonra bir komedyen gibi asansörlerde ıslık çalmaya başlamışsın.
BIFF: Ne var bunda? Islık çalmayı seviyorum
HAPPY: Asansörde ıslık çalan birini önemli görevlere getirmezler!
LINDA: Tamam münakaşa etmeyin.
HAPPY: İş yapacak yerde gün ortasında yüzmeye gidiyormuşsun
BIFF: Bazen sen de ara vermez misin? Güzel bir yaz gününde?
HAPPY: Veririm ama çaktırmadan yaparım.
LINDA: Çocuklar!
HAPPY: Eğer bir yere gidersem patron bulunabileceğim her yere telefon eder ve insanlar az önce çıktığıma yemin ederler. Söylemekten nefret ediyorum ama iş dünyasındaki bazıları senin deli olduğunu düşünüyor.
BIFF: Siktir et iş dünyasını
HAPPY: Tamam siktir et ama çaktırma.
LINDA: Hap, Hap!
BIFF: Onların ne düşündükleri umurumda değil! Yıllarca babama güldüler neden biliyor musun çünkü biz bu tımarhaneye ait değildik. Biz açık havada beton dökmeli ya da marangozluk yapmalıydık. Bir marangozun ıslık çalmasına kimse bir şey demez!
WILLY: Deden bile marangozdan iyiydi. Sen asla büyümeyeceksin. Bernard asla asansörde ıslık çalmaz.
BIFF: Evet ama sen çalıyorsun baba.
WILLY: Hiçbir zaman asansörde ıslık çalmadım. Hem iş dünyasında deli olduğumu kim diyormuş?
BIFF: Ben onu kastetmedim baba.
WILLY: Batıya git, marangoz ol, kovboy ol, keyfine bak.
LINDA: Willy sadece diyordu ki,
WILLY: Ne dediğini duydum!
HAPPY: Baba hadi ama...
WILLY: Bana gülüyorlarmış öyle mi? Hah, Filene'e git, Hub'a git, Boston'a git ve Willy Loman ismini söyle bak bakalım ne oluyor! Önemli kişi.
BIFF: Tamam baba.
WILLY: Önemli.
BIFF: Tamam
WILLY: Niye hep beni rencide ediyorsun?
BIFF: Tek kelime etmedim. Ettim mi?
LINDA: Bir şey demedi Willy.
WILLY: Pekala iyi geceler, iyi geceler
LINDA: Willy hayatım Biff az önce kararını verdi
WILLY: Aylak aylak dolaşmaktan bıktıysan yarın oturma odasına yaptığım kartonpiyeri boya
BIFF: Yarın erkenden gidiyorum.
HAPPY: Bill Oliver'i görmeye gidecek baba
WILLY: Oliver mi? Niye?
BIFF: Hep bana yardım edebileceğini söylerdi. İş bulacağım, belki bana yardım eder.
LINDA: Bu çok iyi değil mi?
WILLY: Sözümü kesme, nesi çok iyiymiş? New York'ta ona yardım edebilecek elli adam var. Spor malzemeleriyle mi ilgili?
BIFF: Sanırım öyle, bu konudan biraz anlıyorum ve
WILLY: Bir şeyler biliyormuş! Sen bu konuyu Spalding'den daha iyi bilirsin. Kaç para verecek?
BIFF: Bilmiyorum henüz onu görmedim.
WILLY: O halde ne konuşuyorsun ki?
BIFF: Gidip konuşacağım diyorum.
WILLY: Yine dereyi görmeden paçaları sıvıyorsun!
BIFF: Of Tanrı'm ben yatmaya gidiyorum
WILLY: Bu evde lanet okunma!
BIFF: Sen ne zamandan beri bu kadar dürüstsün?
HAPPY: Bir dakika
WILLY: Benimle bu şekilde konuşma!
HAPPY: Dur bi dakka! Bir fikrim var. Harika bir fikrim var.  Gel buraya Biff. Bu işi doğru dürüst konuşalım. Florida'ya gittiğimde spor malzemeleri satmayı düşünmüştüm. Şimdi tekrar aklıma geldi. Sen ve ben Biff. Bir markamız olur. Loman Markası! Biriki hafta eğitim ve fuarlara katılırız.
WILLY: Bu iyi fikir!
HAPPY: Bekle! İki basketbol takımı kurarız. İki su polosu takımı. Birbirimizle maç yaparız. Milyon dolarlık reklam olur. İki kardeş. Loman Kardeşler! Otellerde sergiler, sahalara, basketbol sahalarına reklam asarız, “Loman Kardeşler”. Spor malzemeleri satacağız bebeğim!
WILLY: Bu milyon dolarlık bir fikir
LINDA: Harika
BIFF: Bu iş olur olmaz ben de form tutarım.
HAPPY: Hem en güzeli de ne biliyor musun Biff, iş hayatı gibi olmayacak dışarıda top oynayabileceğiz.
BIFF: Evet ya
WILLY: Milyon dolar
HAPPY: Ve Biff bu işten bıkmazsın, yine aile olacağız, eski gururumuz, eski canyoldaşlığı ve yüzmeye filan gitmek istersen gidersin ve başka bir akıllı senin yerini almaz.
WILLY: Siz iki kardeş bir araya gelirseniz dünyayı dize getirirsiniz!
BIFF: Yarın Oliver'le konuşacağım Hap, bakalım ne yapabiliriz?
LINDA: Belki şimdi işler yoluna...
WILLY: Sözümüzü kesme! Yalnız Oliver'i görmeye giderken spor ceket ve pantolon giyme.
BIFF: Giymem
WILLY: Takım elbise giy, mümkün olduğunca az öz konuş, fıkra anlatma.
BIFF: Oliver beni severdi hep sever
LINDA: Seni sever.
WILLY: (Linda'ya)Sen susacak mısın? İçeri girerken çok ciddi ol, çoluk çocuk işi için başvurmuyorsun, para konuşulacak, sesiz, ciddi ol, herkes çocukları sever ama onlara borç vermez.
HAPPY: Biff ben kendim için biraz alabilirim eminim
WILLY: Harika işler yapacaksınız çocuklar, dertleriniz bitecek. Fakat unutmayın büyük rakamla başlayın, büyük rakamla bitsin. Onbeş isteyin ne kadar isteyeceksin?
BIFF: Iııı Bilmiyorum.
WILLY: Ve 'ııı' deme. 'ııı' yı çocuklar söyler. Onbeş bin dolar istemeye gidecek adam 'ııı' demez!
BIFF: Sanırım on diyeceğim.
WILLY: Bu kadar mütevazi olma. Hep çok alttan alıyorsun. Girerken kocaman gülümse. Endişeli görünme. Konuşmaya başlarken iyi bildiğin şeylerden başla.  Ne dediğin değil nasıl dediğin önemlidir. Kişilik sayesinde kazanırsın.
LINDA: Oliver kendisini pek beğenir.
WILLY: Konuşmamı bitirmeme müsaade edecek misin?
BIFF: Anneme bağırma baba
WILLY: Ben konuşuyorum öyle değil mi?
BIFF: Ona bağırmadan hoşlanmıyorum. Sadece bunu söylüyorum.
WILLY: Sen nesin? Evin sahibi mi oldun?
LİNDA: Willy?
WILLY: Hep oğlunun tarafını tutuyorsun kahrolası!
BIFF: Ona bağırmayı kes
WILLY: Oliver'e selamlarımı söyle, beni hatırlayacaktır.
LINDA: Umutlu konuşunca ne kadar tatlı olduğunu görüyorsun, hadi Biff git babana iyi geceler dile böyle yatmasın.
HAPPY: Gel Biff biraz babama moral verelim.
LINDA: Lütfen çocuklar sadece iyi geceler dileyin, küçücük şeyler bile babanızı mutlu eder. Willy pijamaların banyoda asılı.
HAPPY: Ne kadın, Allah yaratırken mayasını en iyi hamurdan yapmış.
BIFF: Aman Tanrı'm maaşını kesmişler, satıştan komisyon alıyormuş!
HAPPY: Şunu kabul edelim ki, o ağzı laf yapan iyi satıcılardan değil, istisnalar dışında hoş bir kişiliği var.
BIFF: Bana on kağıt verir misin yeni birkaç kravat alacağım.
HAPPY: Seni bildiğim bir yere götüreceğim. Güzel şeyler satıyorlar. Yarın benim çizgili gömleklerimden birini giyersin.
BIFF: Annemin saçları ağırmış, korkunç yaşlanmış. Yarın Oliver'e gideceğim ve onun canına okuyacağım.
HAPPY: Gel yukarı çıkalım da, bunu babama söyle, ona biraz gaz verelim.
BIFF: On bin papel oğlum!
HAPPY: İşte böyle ol Biff. İlk kez eski kendi güvenin yerine gelmiş. Benimle kal ve istediğin kızın adını söyle yeter.
LINDA: Duşa bir bakabilir misin, damlatıyor.
WILLY: Birdenbire her şey bozuluyor. Kahrolası tesisat. Bu insanları dava etmeli. Daha yeni bitirdim ve
LINDA: Acaba Oliver Biff'i hatırlar mı?
WILLY: Hatırlamak mı? Senin neyin var delirdin mi? Eğer Biff Oliver'in yanında kalsaydı şimdi zirveye çıkmıştı. Oliver Biff'i görene kadar bekle. Günümüzün gençleri üç kuruşluk adamlar, Biff'i büyük şeyler bekliyor.
WILLY: Bunu duyduğuma sevindim evlat.
HAPPY: Sana iyi geceler dilemek istedi.
WILLY: Evet, onun canına oku oğlum. Bana ne diyecektin?
BIFF: Sadece sakin ol baba, iyi geceler.
WILLY: Ve görüşme sırasında masasından bir şey düşerse – bir paket ya da herhangi bir şey- sakın alma. Ofis boy alır.
LINDA: Şahane bir kahvaltı hazırlayacağım.
WILLY: Bırak sözümü bitireyim. Ona batıdayken çiftlikte değil büroda çalıştığını söyle.
BIFF: Tamam baba
LINDA: Sanırım herşey....
WİLLY: Kendini pahalıya sat, onbeş bin dolardan aşağı inme.
BIFF: Tamam, iyi geceler anne.
WILLY: Çünkü sen esaslı birisin Biff, her çeşit iyi özellik sende var.
LINDA: İyi uykular canım.
HAPPY: Ben evleniyorum anne sana söylemek istedim.
LINDA: Git yat canım.
HAPPY: Sadece söylemek istedim
WILLY: İşi iyi tut. Tanrı'm şu Ebbets Field maçını hatırladın mı? Şampiyonluk maçı?
LINDA: Artık dinlen sana şarkı söyleyeyim mi?
WILLY: Ya evet bana şarkı söyle takım çıktığında en uzun boylusu Biff'ti hatırladın mı?
LINDA: Evet güneş gibi parlıyordu.
WILLY: Genç bir Herkül gibiydi. Güneş ışığı altında parlıyordu. Hatırlasana nasıl bana el sallamıştı. Yanında üç kolejin temsilcileri vardı. Ve benim getirdiğim alıcılar, çocuk sahaya çıkınca hepsi bağırdılar Loman Loman Loman! Böyle bir yıldız asla sönmez. Yine başaracak.
LINDA: Willy hayatım  Biff senin aleyhinde bir şey mi biliyor?
WILLY: Çok yorgunum konuşma benimle.
LINDA: Howard'a seni New York'a aldırmasını söyleyecek misin?
WILLY: Yarın sabah ilk işim bu, herşey yoluna girecek.
WILLY: Iıı, Ay'a bak apartmanların arasından gidiyor.
SAHNE İKİ
WILLY: Kahve harika. Yemek kadar güzel olmuş.
LINDA: Yumurta ister misin?
WILLY: Hayır biraz nefes al
LINDA: Dinlenmiş görünüyorsun hayatım
WILLY: Ölü gibi yattım, aylardır ilk kez, düşünsene bir Salı günü on'a kadar uyudum. Çocuklar erkenden çıktılar ha?
LINDA: Sekizde çıktılar.
WILLY: İyi
LINDA: İkisini yine birlikte görmek çok heyecanlı. Evin içi traş losyonu kokuyor
WILLY: Mımmm
LINDA: Biff bu sabah çok değişmişti. Çok umutlu görünüyordu. Oliver'i görmeye can atıyordu.
WILLY: Bir değişime yürüyor, hiç kuşku yok, kimi erkekler bir yerde durana kadar uzun zaman beklerler. Nasıl giyinmişti?
LINDA: Mavi takımını giydi. O takımın içinde çok yakışıklı görünüyor.  O takımla her şey olabilir.
WILLY: Hiç kuşku yok, hiç kuşku yok. Ev gelirken biraz tohum alacağım.
LINDA: Harika ama arka taraf hiç güneş görmüyor, bir şey yetişmiyor.
WILLY: Bekle, çocuk. Bir gün şehir dışında küçük bir ev alacağız, sebze yetiştireceğim, tavuklar...
LINDA: Yaparsın hayatım.
WILLY: Ve oğlanlar evlenecek, haftasonları gelecekler, onlar için bir konuk evi yapacağım. Bir sürü alet edevatım var, tüm gereken biraz kereste ve huzur.
LINDA: Ben de perdeleri dikerim.
WILLY: İki konuk evi yaparım ki ikisi de gelirler. Oliver'den ne kadar borç isteyeceğine karar verdi mi?
LINDA. Söylemedi. Ama sanırım on veya onbeş bin dolar diyecek. Sen Howard'la bugün konuşacak mısın?
WILLY: Evet. Dobra dobra anlatacağım, beni yollardan almak zorunda kalacak.
LINDA: Biraz avans istemeyi de unutma, hayat sigortası primi var, son ödeme tarihi geçti.
WILLY: Kaç dolardı?
LINDA: Yüz altmış sekiz dolar. Bu ay biraz açıldık.
WILLY: Niye ki?
LINDA: Arabanın motoru
WILLY: Kahrolası Studebaker!
LINDA: Ve buzdolabı taksidi
WILLY: Ama yine bozuldu
LINDA: Çok eskidi hayatım
WILLY: Sana demiştim marka bir buzdolabı almalıydık. Charley General Elektrik aldı, yirmi yıldır hala çok iyi durumda. Pezevenk
LINDA: Ama Willy
WILLY: Kim Hastings buzdolabı diye bir şey duydu ki? Hayatımda bir kez olsun bozulmayan bir şey almak istiyorum. Sürekli hurdacılarla yarışıyorum. Arabanın taksidi bitti, tekerlekleri üzerinde zor duruyor! Buzdolabı bozuldu, bunları öyle yapmışlar ki, sen taksitleri bitirdiğinde işleri de bitmiş oluyor.
LINDA: İki yüz dolarımız olsa hepsi hallolur hayatım, fakat evin son taksidi de bunun içinde, bunu da ödedikten sonra ev bizim oluyor Willy.
WILLY: Yirmi beş yıl olmuş!
LINDA: Evi aldığımızda Biff 9 yaşındaydı.
WILLY: Vay canına bu büyük bir şey yirmibeş yıllık borç
LINDA: Tamamlanıyor
WILLY: Çimentosu, kerestesi, bu evin tüm inşaatını ben yaptım. Hiçbir yerinde bir çatlak yok.
LINDA: Amacına hizmet etti.
WILLY: Hangi amaç? Bir gün elin biri gelip oturacak. Keşke Biff evlense de o otursa. İyi geceler geç oldu.
LINDA: A, unuttum çocuklar yarın seni yemeğe bekliyorlar.
WILLY: Beni mi?
LINDA: Altıncı caddedeki Frank'ın Et Lokantasında
WILLY:  Öyle mi? Ya sen?
LINDA: Hayır sadece üçünüz, sana güzel bir yemek ısmarlayacaklar!
WILLY: Deme yahu, bu kimin fikri?
LINDA: Biff sabah bana geldi. Babama söyle ona esaslı bir yemek ısmarlayacağız dedi. Saat altıda orada ol, sen ve oğlanlar akşam yemeği yiyorsunuz.
WILLY: Vay, bu bayağı iyi bir şey, Howard'ın canına okuyacağım, avans alacağım ve eve New York'ta iş almış olarak döneceğim. Yapacağım.
LINDA: İşte budur Willy.
WILLY: Bir daha asla direksiyon başına geçmeyeceğim.
LINDA: Her şey değişiyor Willy değiştiğini hissediyorum
WILLY: Kuşkusuz, iyi geceler
LINDA: Gözlüklerini aldın mı?
WILLY: Evet evet aldım
LINDA: Ya mendil
WILLY: Mendil, evet.
LINDA: Ya sakarin
WILLY: Evet sakarin
LINDA: Metro merdivenlerinde dikkatli ol
WILLY: Çorap yamamayı bırakır mısın? En azından ben evdeyken yapma. Sinirlerimi bozuyor lütfen.
LINDA: Unutma Frank'ın Et Lokantası.
WILLY: Belki burada pancar yetişir
LINDA: Kaç kez denedin
WILLY: Ya, evet, bugün kendini çok yorma.
LINDA: Dikkatli ol
LINDA: Alo? A Biff aramana sevindim. Ben de tam evet babana söyledim. Evet saat altıda lokantada olacak. Dinle sana anlatmazsam ölürüm, sana söylediğim o küçük plastik kablo var ya, şofbene bağladığı, bu sabah bodruma indim alıp atacaktım ama orada yoktu, baban kendisi alıp atmış olmalı ne? Demek sen aldın, önemli değil ben baban kendi alıp attı sanmıştım, endişelenmedim hayatım baban bu sabah evden çıkarken o kadar hayat doluydu ki, artık korkmuyorum, bay Oliver ile görüştün mü? Bekle o halde. Onda iyi izlenim bırak, seni görene kadar fazla terleme, babanla iyi vakit geçir, sana çok iyi haberleri olabilir, evet New York'ta iş! Bu akşam ona karşı tatlı ol, çünkü baban sığınacak liman arayan gemi gibi, ah bu harika Biff, onun hayatını kurtaracaksın, sağol canım, lokantadan içeri girince babana sarıl yeter, ona gülümse, Hoşça kal canım, tarağını aldın mı? İyi, Hoşça kal Biff.
WILLY: Pşt pşt
HOWARD: Selam Willy içeri gel
WILLY: Seninle biraz konuşmak istiyordum Howard.
HOWARD: Beklettiğim için kusura bakma, bir dakikaya geliyorum
WILLY: Bu nedir Howard?
HOWARD: Hiç görmedin mi? Teyp.
WILLY: Biraz konuşabilir miyiz?
HOWARD:  Her şeyi kaydediyor. Dün aldım, hayatımda böyle bir şey görmemiştim, çıldırdım, sabaha kadar uyumadım.
WILLY: Ne işine yarıyor?
HOWARD: Dikte ettirmek için almıştım. Ama her şey için kullanabiliyorsun. Bak dinle dün gece evde kaydettim, bak ne kaydettim. İlki kızlarımdan biri.
WILLY: Gerçek gibi değil mi?
HOWARD: Yedi yaşında.
WILLY: Senden küçük bir iyilik isteyecektim.
HOWARD'ın KIZI: “Şimdi sen babişko”
HOWARD: Bana deli oluyor. Bu ıslık benim.
WILLY: Çok iyiydi.
HOWARD: Bak bu da oğlum
HOWARD'ın OĞLU: “Alabama'nın başkenti  Montgomery'dir, Arizona'nın başkenti Phoenix'dir, Arkansas'ın başkenti Little Rock'dur. Californiya'nın başkenti Sacramento'dur. )
HOWARD: Beş yaşında Willy!
WILLY: Büyüyünce sunucu olacak.
HOWARD'ın OĞLU: "Başkenti ......."
HOWARD: Alfabetik sırayla söylüyor, bir dakika, hizmetçi fişi prizden çekmiş
WILLY: Elbette bu...
HOWARD: Şşşt...Tanrı aşkına!
HOWARD'ın OĞLU: “ saat 8 şimdi uyku zamanı'
WILLY: Bu gerçekten...
HOWARD: Bir dakika sıradaki karım
HOWARD'ın SESİ: “hadi bir şeyler söyle, söylemeyecek misin?”
HOWARD'ın KARISI: “Aklıma bir şey gelmiyor” “Merhaba, a, Howard bu şeye konuşamıyorum”
HOWARD: Bu karımdı.
WILLY: Bu harika bir makine. Artık...
HOWARD: Willy bak ne diyorum, fotoğraf makinam, şerit testerem, tüm hobilerimin pabucu dama atıldı. En güzel hobi olarak bunu buldum.
WILLY: Ben de bir tane alayım.
HOWARD: Mutlaka al. Yüz dolar. Bunsuz yapamazsın. Diyelim Jack Benny'yi dinlemek istedin. Ama o saatte evde olamıyorsun. Hizmetçiye Jack Benny çıkınca radyoyu açmasını söyle; bu otomatik olarak kaydediyor.
WILLY: Ve sen eve gelince
HOWARD: Eve ister gece oniki, ister birde, istediğin saatte git, cocacola'nı doldur, otur, düğmeye bas ve gecenin bir yerinde Jack Benny'nin programını dinle!
WILLY: Evet kesinlikle ben de alacağım. Çünkü zamanımın çoğu yolda geçiyor ve radyoda neler kaçırıyorum diyorum kendime.
HOWARDA: Arabada radyo yok mu?
WILLY: Var ama açmak kimin aklına geliyor ki?
HOWARD: Senin Boston'da olman gerekmiyor muydu?
WILLY: Ben de seninle bunu konuşmak istiyordum, bir dakikan var mı?
HOWARD: Ne oldu? Burada ne yapıyorsun?
WILLY: Şey
HOWARD: Kaza yapmadın değil mi?
WILLY: Hayır hayır
HOWARD: Bir an endişelendim. Mesele nedir?
WILLY: Doğruyu söylemek gerekirse, artık seyahat etmesem daha iyi diyorum.
HOWARD: Seyahat etmeyecek misin? Ne yapacaksın?
WILLY: Hatırladın mı yılbaşında burada bir parti vermiştin, bana şehirde bir iş vereceğini söylemiştin.
HOWARD: Burada bizimle mi?
WILLY: Kesinlikle
HOWARD: Ah evet hatırladım. Willy sana göre bir iş aklıma gelmiyor.
WILLY: Ne diyorum Howard, çocuklar büyüdüler, artık fazla paraya ihtiyacım yok evde olursam haftada altmış beş dolar yeter
HOWARD: Evet ama Willy görüyorsun
WILLY: Neden Howarda biliyor musun, aramızda kalsın biraz yoruldum.
HOWARD: Bunu anlayabilirim. Sen bir yol adamısın. Ve bizim işimiz yollarla. Burada sadece yarım düzine satıcı var.
WILLY: Allah biliyor Howard, kimseden bir yardım istemedim. Fakat baban seni kucağında buralarda gezdirdiği günden beri bu şirketteyim.
HOWARD: Bunu biliyorum Willy ama
WILLY: Sen doğduğun gün baban gelmiş bana Howard ismini nasıl bulduğumu sormuştu. Huzur içinde yatsın.
HOWARD: Bunlara müteşekkirim ama burada senin için bir pozisyon yok, olsaydı verirdim ama yok.
WILLY: Howard tüm istediğim haftada elli dolara soframı kurmak.
HOWARD: İyi de seni nereye yerleştireceğim?
WILLY: Bak, bu mal satıp satamayacağım sorusu değil değil mi?
HOWARD: Değil ama bu ticaret ve herkes başının çaresine bakmalı.
WILLY: Bak sana bir hikaye anlatacağım Howard.
HOWARD: Sen de kabul etmelisin ki iş iştir
WILLY: İŞ iştir evet, fakat bir dakika dinle, bunu bilmiyorsun çocukken, onsekiz, ondukuz yaşımda çoktan yollardaydım, ve satıcılıkta bir geleceğim olacak mı sorusunu soruyordum, çünkü o günlerde Alaska'ya gitmeyi istiyordum, Alaska'da o zaman bir ay içinde üç altın vurgunu olmuştu. Ben de gitmek istemiştim. Sen sırf gitmek için de diyebilirsin.
HOWARD: Öyle söyleme
WILLY: Babam uzun yıllar Alaska'da yaşadı. Maceraperest bir adamdı. Bizim ailenin kendine güveni biraz fazladır. Abimle yola çıkıp, babamı bulmak ve belki oraya yerleşmeyi düşündüm. Tam gitmeye karar vermiştim ki, Parker firmasında Dave Singleman isimli bir satıcıyla tanıştım. Seksen dört yaşındaydı. Otuzbir eyalete mal satıyordu. Ve bu yaşlı Dave, odasına gider, kadife yeşil terliklerini giyer, telefonu alır, müşterilerle konuşur, ve odasından çıkmadan o yaşında hayatını kazanırdı. Onu görünce satış yapmanın en büyük kariyer olduğunu düşündüm. Çünkü seksen dört yaşında, yirmi-otuz farklı şehirde satış yapmaktan, bir sürü insan tarafından sevilmekten, tanınmaktan ve yardım edilmekten daha tatmin edici ne olabilirdi? Ve öldüğünde, yeşil kadife terlikleriyle satıcı öldüğünde, yüzlerce satıcı ve alıcı cenazesindeydi. Günlerce bu olay konuşuldu. O günlerde kişilik vardı, saygı vardı, yoldaşlık vardı, minnetarlık vardı. Şimdi ise ne arkadaşlık, ne kişilik, her şey katı, değişmez, ne demek istediğimi anlıyor musun beni artık tanımıyorlar.
HOWARD: İşler böyle Willy.
WILLY: Haftada kırk dolarım olsa Howard, tüm ihtiyacım bu. Kırk dolar Howard.
HOWARD: Taşı sıkıp suyunu çıkartamam ki.
WILLY: Howard Al Smith'in aday gösterildiği yıl baban bana gelmişti ve
HOWARD: Birileriyle görüşmem lazım
WILLY: Baban hakkında konuşuyorum! Bu masada verilen sözler vardı! Bana birileriyle görüşeceğini söyleyemezsin. Otuz dört yılımı bu şirkete verdim Howard ama şimdi hayat sigortamı ödeyemiyorum. Ben bir portakal değilim, sıktıktan sonra çöpe atasın. Şimdi dikkatle dinle. Baban - 1928 benim için büyük bir yıldı, haftada yüz yetmiş dolar komisyon alıyordum.
HOWARD: Hayır Willy sen hiçbir zaman
WILLY: 1928 yılında haftada yüz yetmiş dolar yapıyordum, ve baban geldi, daha doğrusu ben onun ofisindeyim, onun masasında, baban elini omzuma koydu
HOWARD: Kusuruma bakmazsan Willy görüşmem gereken insanlar var. Kendine gel, birazdan gelirim.
WILLY: Kendime gelmekmiş! Ona ne dedim ki? Tanrı'm ona bağırıyordum. Nasıl yapabildim? Frank, Frank, o zaman bana ne söylediğini hatırlamıyor musun? Elini omzuma koymuştun Frank.
(Willy kazara teybin düğmesine basar)
HOWARD'ın OĞLU: “New York'un başkenti ...”
WILLY: Howard! Howard!
HOWARD: Ne oldu?
WILLY: Kapat şunu, kapat şunu.
HOWARD: Bak Willy
WILLY: Ben bir kahve içeceğim. Gidip bir kahve alayım.
HOWARD: Willy bak
WILLY: Boston'a gideceğim.
HOWARD: Bizim için Boston'a gidemezsin
WILLY: Niye gidemezmişim?
HOWARD: Bizi temsil etmeni istemiyorum. Bunu sana uzun zamandan beri söylemek istiyorduk.
WILLY: Beni kovuyor musun Howard?
HOWARD: Sanırım iyi bir dinlenmeye ihtiyacın var Willy.
WILLY: Howard?
HOWARD: Dinlendikten sonra yine gel, ne yapabileceğimize bakarız.
WILLY: Ama para kazanmam lazım Howard.
HOWARD: Oğulların neredeler? Niye sana el atmıyorlar?
WILLY: Büyük bir iş peşindeler.
HOWARD: Şimdi gurur yapmanın zamanı değil Willy. Oğullarına git ve yorulduğunu söyle. Aslan gibi iki oğlun var, öyle değil mi?
WILLY: Kuşkusuz, kuşkusuz ama aynı zamanda
HOWARD: Oldu o zaman ha?
WILLY: Tamam yarın Boston'a gidiyorum
HOWARD: Hayır hayır
WILLY: Oğullarımın eline bakamam. Ben sakat değilim.
HOWARD: Bak bu sabah çok işim var.
WILLY: Howard müsaade et Boston'a gideyim.
HOWARD: Bu sabah görmem gereken bir dolu insan var. Burada beş dakika otur, kendini topla ve evine git. Ofis bana lazım Willy. Ha bu hafta bir ara uğra, numuneleri teslim et. Daha iyi hissedeceksin. Sonra gel, konuşuruz. Kendini topla dostum, dışarıda insanlar var.
WILLY: Ah Ben, Sen nasıl yaptın? Cevap nedir? Alaska işi oldu mu?
BEN: Ne istediğini bilirsen fazla zamanını almaz. Sadece kısa bir iş seyahati. Gemim yarım saate kalkıyor. Hoşçakal demeye geldim.
WILLY: Ben seninle konuşmam lazım.
BEN: Vaktim yok William
WILLY: Ben, hiçbir şey yolunda gitmiyor, ne yapacağımı bilmiyorum.
BEN: Bak William, Alaska'ya kereste getirdim, ben yokken işlere bakacak bir adam lazım.
WILLY: Tanrı'm kereste mi? Ben ve oğullarım o koca ülkede?
BEN: Ayaklarının dibinde yeni bir kıta var William. Bu şehirden çık, burada sadece laf, ücretler, kanunlar konuşuluyor. Kollarınızı sıvayın ve servet kazanmak için savaşın.
WILLY: Evet evet Linda Linda!
LINDA: A geldin mi?
BEN: Fazla vaktim yok
WILLY: Hayır bekle Linda Ben bana Alaska'da iş ayarladı.
LINDA: Ama senin, onun burada güzel bir işi var
WILLY: Ama Alaska'da..
LINDA: Yeterince kazanıyorsun Willy
BEN: Ne için yeterince hayatım?
LINDA: Ona bunları anlatma. Burada mutlu olmak için yeterli, herkes dünyayı fethetmek zorunda mı? Sen seviliyorsun, çocuklar seni seviyor, hem yaşlı Wagner dedi ki, bir gün Willy de şirketin bir üyesi olabilirmiş. Değil mi Willy?
WILLY: Kesinlikle öyle, bu firmaya emek veriyorum ve bir insan bir şeye emek verirse doğru yoldadır Ben, değil mi?
BEN: Ne emeği? Hani nerede?
WILLY: Doğru söylüyor Linda, hiçbir şey yok.
LINDA: Niyeymiş? Seksen dört yaşında bir adam var
WILLY: Pekala Ben pekala, o adama bakınca endişelenecek ne var diyorum.
BEN: Pöh
WILLY: Bu doğru Ben, tek yaptığı şey herhangi bir şehre gidip, telefonu eline almak, hayatını böyle kazanıyor.
BEN: Gitmem lazım.
WILLY: Şu çocuğa bak
(Biff, üzerinde lise forması, bir valizle gelir, Happy, kardeşinin futbol kaskını, omuzluğunu ve pantolonlarını taşımaktadır)
WILLY: Tek kuruşu yok ama üç üniversite onu seçmesi için yalvarıyor. Sonrası yürü ya kulum. Çünkü önemli olan ne yaptığın değil kimi tanıdığın ve yüzündeki gülümseme. Bağlantılar Ben, bağlantılar. Alaska'nın tüm zenginliği Commodore Otel'deki yemek masasında elde edilebilir ve bu ülkeyi harika yapan da bu. Bir adam sevildiği için elmas tüccarı olabilir. (Biff'e döner)Ve bu yüzden bugün senin bu sahadan çıkman önemli çünkü binlerce insan seni destekleyecek ve sevecek. Ve Ben, Biff bir ofisten içeri girince ismi yankılanacak, tüm kapılar açılacak. Bunu gördüm Ben, binlerce kez gördüm. Keresteyi tuttuğun gibi elinle hissedemezsin ama öyle.
BEN: Hoşçakal William
WILLY: Ben haklı mıyım? Senin tavsiyene önem veriyorum.
BEN: Ayağının önünde yepyeni bir kıta var William, zenginliğe adım atabilirsin.
WILLY: Ben burada zengin olacağım Ben. Duyuyor musun beni. Burada başaracağım.
(Genç Bernard içeri girer)
BERNARD: Ah erken çıktınız diye korktum.
WILLY: Niye saat kaç?
BERNARD: Bir buçuk
WILLY: Haydi gelin bir sonraki durak Ebbets Field, flamalar nerede?
LINDA: Temiz iç çamaşırı aldın mı?
BIFF: Gitmek istiyorum
BERNARD: Biff kaskını ben taşıyorum tamam mı?
HAPPY: Hayır kaskı ben taşıyorum
BERNARD: Biff bana söz vermiştin
HAPPY: Kaskı ben taşıyorum
BERNARD: Soyunma odasına nasıl gireceğim?
LINDA: O da omuz siperliğini taşısın
BERNARD: Gelebilir miyim Biff, herkese soyunma odasına gireceğim dedim.
HAPPY: Ebbetts Field'de kulübe diyoruz.
BERNARD: Kulübe demek istedim Biff
HAPPY: Biff
BIFF: Bırak omuz siperliklerini taşısın
HAPPY: Bizim yanımızda yürü.
WILLY: Biff sahaya çıkınca herkes el sallıyor hazır mısın oğlum?
BIFF: Hazırım baba, Tüm kaslarım hazır.
WILLY: Bu ne anlama geliyor biliyorsun
BIFF: Evet baba
WILLY: Bu öğlen eve şampiyon takımın kaptanı olarak geliyorsun.
BIFF: Anladım baba ve kaskımı çıkartınca o golü senin için atacağımı unutma.
WILLY: Hadi gidelim. Charley sana yer yok
CHARLEY: Ne?
WILLY: Arabada sana yer yok.
CHARLEY: Gezmeye mi gidiyorsunuz? Ben kağıt oynarız diyordum.
WILLY: Kağıt oyunu mu? Bugün günlerden ne bilmiyor musun?
LINDA: Biliyor Willy sadece dalga geçiyor
WILLY: Dalga geçecek şey yok
CHARLEY: Hayır Linda neler oluyor?
LINDA: Biff 'in maçı var
CHARLEY: Beyzbol mu bu havada?
WILLY: Onunla konuşma, hadi, hadi
CHARLEY: Bir dakika haberleri dinlemediniz mi?
WILLY: Ne?
CHARLEY: Radyoyu dinlemedin mi? Ebbet Fields havaya uçmuş.
WILLY: Cehenneme git. Hadi, hadi geç kalıyoruz
CHARLEY: Tam kale koş Biff tam kale koş
WILLY: Bu hiç komik değildi Charley, bu onun için hayatının en büyük günü
CHARLEY: Willy sen ne zaman büyüyeceksin?
WILLY: Ya ya bu maç bitince, bozum olacaksın Charley, oğlum ikinci Red Grange olacak, yılda yirmi beş bin dolar!
CHARLEY: Öyle mi?
WILLY: Evet öyle
CHARLEY: O zaman kusura bakma ama bir şey merak ediyorum
WILLY: Ne
CHARLEY: Red Granger de kim?
WILLY: Kahrolası! Sen kim olduğunu sanıyorsun? Herkesten iyi mi biliyorsun? Koca, cahil, salak!
WILLY: Nereye gidiyorsun? Gitme, bir şey söyleyeceksen yüzüme söyle. Arkamdan bana güldüğünü biliyorum, oyun bitsin görürsün, sekizbin insan! Gol! Gol! Tam kale direklerinin ortasına!
JENNY: Bernard salona gidecek misin?
BERNARD: Bu gürültü nesi? Kim o?
JENNY: Bay Loman, az önce asansörden indi.
BERNARD: Kiminle kavga ediyor?
JENNY: Kimseyle. Yanında kimse yok. Artık onunla başedemiyorum. Ve ne zaman buraya gelse babanın canı çok fena sıkılıyor. Benim daktilo edilecek bir sürü şeyim var, baban da onları imzalayacak. Onu görecek misin?
WILLY: Gol! Gol! Jenny Jenny seni görmek ne güzel, nasılsın? Çalışıyor musun yoksa hala dürüst müsün?
JENNY: İyidir sen nasılsın?
WILLY: Fazla değil Jenny hahaha
BERNARD: Merhaba Willy amca
WILLY: A bakın kim buradaymış Bernard!
BERNARD: Nasılsın seni gördüğüme sevindim
WILLY: Burada ne yapıyorsun
BERNARD: Sadece tren saatine kadar babamı görmeye geldim, Washington'a gidiyorum
WILLY: Baban içeride mi?
BERNARD: Evet muhasebecilerle birlikte, otursana
WILLY: Washington'da ne yapacaksın?
BERNARD: Sadece bir dava,
WILLY: Orada tenis mi oynayacaksın
BERNARD: Tenis kortu olan bir arkadaşımda kalıyorum
WILLY: Ne diyorsun kendi tenis kortu var ha? Eminim hoş insanlardır
BERNARD: Hoş insanlar, babam Biff'in şehirde olduğunu söyledi
WILLY: Evet Biff burada, büyük bir iş peşinde
BERNARD: Ne iş yapıyor
WILLY: Batı'da büyük işler yapıyor ama buraya yerleşmeye karar verdi birlikte yemek yiyeceğiz, bir oğlun oldu diye duydum
BERNARD: Doğru, bu ikinci.
WILLY: İki oğlan!
BERNARD: Biff ne tür bir iş peşinde?
WILLY: Şey, Bill Oliver...büyük spor malzemesi sahibi adam, Biff'i çok istiyor, onu o çağırdı, şehirlerarası telefon, açık çek, özel ulak, arkadaşının kendi tenis kortu var ha?
BERNARD: Hala aynı şirkette misin Willy?
WILLY: Senin ne kadar ilerleme kaydettiğini gördüğüme çok sevindim Bernard, genç bir adamı böyle görmek gerçekten çok teşvik edici, gerçekten, Biff için çok iyi..çok..Bernard
BERNARD: Ne var Willy?
WILLY: İşin sırrı ne?
BERNARD: Ne sırrı?
WILLY: Nasıl başardın? Sen nasıl başardın? Biff niye sana yetişemedi?
BERNARD: Bilemiyorum Willy
WILLY: Sen onun arkadaşıydın, çocukluk arkadaşı. Bunda anlamadığım bir iş var, şu Ebbets Field maçından sonra onun hayatı bitti. Onyedi yaşından sonra başına iyi hiçbir şey gelmedi.
BERNARD: Hiçbir konuda kendini yetiştirmedi
WILLY: Yetiştirdi liseden sonra bir sürü telsizcilik kursuna yazıldı, radyo, televizyon tamiri ve daha bir sürü kurs. Ama işe yaramadı.
BERNARD: Willy açık konuşmak ister misin?
WILLY: Seni çok parlak bir adam olarak görüyorum Bernard, tavsiyene çok değer veriyorum
BERNARD: Tavsiyenin canı cehenneme, sana tavsiye veremem ama bir şey var, sana hep sormak istiyordum, mezun olacağı sırada matematik öğretmeni onu bıraktığında
WILLY: O orospu çocuğu onun hayatını mahvetti
BERNARD: Evet ama Biff'in tüm yapacağı yaz okuluna gidip dersi vermekti.
WILLY: Doğru doğru
BERNARD: Yaz okuluna gitmemesini sen mi söyledin?
WILLY: Ben mi? Ben ona gitmesi için yalvardım, gitmesini emrettim.
BERNARD: O halde niye gitmedi?
WILLY: Neden? Neden? Onbeş senedir bu sorunun cevabını arıyorum, sınıfta kaldı, sonra sanki tepesine balyoz inmiş gibi serildi kaldı ve okuldan vazgeçti.
BERNARD: Sakin ol
WILLY: Bırak seninle konuşayım, konuşacak kimsem yok, Bernard bu benim hatam mıydı? Kafamı kurcalıyor belki ben ona bir şey yaptım, ona hiçbir şey veremedim
BERNARD: Bu kadar takma
WILLY: Niye kendini bıraktı? Ne olmuştu? Sen arkadaşıydın.
BERNARD: Hatırladığım hazirandı, ders notları açıklandı ve matematikten sınıfta kaldı
WILLY: O pezevenk!
BERNARD: Hayır, o zaman olmadı, Biff çok kızmıştı hatırlıyorum ama yaz okuluna kaydını yaptırmaya hazırdı
WILLY: Hazır mıydı?
BERNARD: Henüz yenilmemişti. Fakat sonra, neredeyse bir ay ortadan kayboldu. Ben New England'a seni görmeye gittiğini düşündüm. Seninle mi konuştu?
BERNARD: Willy?
WILLY: Evet Boston'a geldi ne olmuş?
BERNARD: Oradan döndükten sonra, bunu hiç unutmuyorum çünkü beni çok şaşırtıyor. Benden kopya çekmesine rağmen Biff'i severdim, o ay geri döndü ve spor ayakkabılarını getirdi, hani üzerinde 'Virgina Üniversitesi' yazan spor ayakkabıları, sende hatırlarsın, onlarla gurur duyardı hep onları giyerdi, ve bodruma inip, onları kazanda yaktı. Onunla boks yaptık, yarım saat bodrumda birbirimizi yumrukladık ve boks boyunca ağladı, bunun ne tuhaf olduğunu sıksık düşündüm, Boston'da ne oldu Willy?
BERNARD: Sen sorduğun için söyledim
WILLY: Hiçbir şey. Ne oldu demekle ne demek istiyorsun? Bununla ne alakam var?
BERNARD: Şey, sinirlenme
WILLY: Sen ne yapmak istiyorsun, kabahati bana mı yıkacaksın, çocuk vazgeçtiyse benim suçum mu?
BERNARD: Willy yapma
WILLY: Bunu bana yapma, benimle böyle konuşma, 'ne oldu' ne demek?
CHARLEY: Hey treni kaçıracaksın
BERNARD: Evet ben gidiyorum, sağol baba. Hoşçakal Willy, o konuda endişelenme, bilirsin “eğer ta başında başarmazsan”
WILLY: Evet ben de buna inanıyorum
BERNARD: Fakat Willy bazen bir adam için en iyisi sadece gitmektir
WILLY: Evet ama ya gidemezsen
BERNARD: Sanırım işler zorlaşınca, hoşçakal Willy
WILLY: Hoşçakal çocuk.
CHARLEY: Benim oğlanı nasıl buldun? Temyiz mahkemesinde konuşma yapacak.
BERNARD: Baba!
WILLY: Temyiz mahkemesi
BERNARD: Koşmam lazım Hoşça kal baba
CHARLEY: Canlarına oku Bernard
WILLY: Temyiz mahkemesi ve hiç lafını etmedi
CHARLEY: Bahsetmek zorunda değil, yapmak zorunda.
WILLY: Ve sen de onun ne yaptığını hiç anlatmadın, onunla hiç ilgilenmiyorsun
CHARLEY: Benim prensibim hiçbir şeyle ilgilenmemektir, burada bir miktar para var elli dolar içeride muhasebecim var
WILLY: Bak Charley, sigortamı ödemem lazım, verebilirsen yüzon dolara ihtiyacım var
WILLY: Bankadan çekerdim ama Linda duyar
CHARLEY: Otur Willy
WILLY: Her şeyin hesabını tutuyorum her kuruşunu geri öderim
CHARLEY: Şimdi beni dinle Willy
WILLY: Müteşekkir olduğumu bilmeni isterim
CHARLEY: Willy ne yapıyorsun kafanda ne var
WILLY: Ben sadece
CHARLEY: Sana iş teklif ettim, haftada elli dolar ve yola göndermeyeceğim.
WILLY: Benim bir işim var
CHARLEY: Ücretsiz mi? Ücreti olmayan bir iş nasıl iş olabilir? Bak canıma yetti, ben dahi değilim ama rencide edildiğimi anlarım.
WILLY: Rencide mi?
CHARLEY: Niye benimle çalışmak istemiyorsun?
WILLY: Senin neyin var benim bir işim var
CHARLEY: O zaman niye her hafta buradasın?
WILLY: Buraya gelmemi istemiyorsan
CHARLEY: Sana iş teklif ediyorum
WILLY: Senin kahrolası işini istemiyorum
CHARLEY: Kahretsin ne zaman büyüyeceksin?
WILLY: Seni zırcahil, bir daha bana böyle dersen kim olduğuna bakmam yumruğu patlatırım!
CHARLEY: Ne kadar paraya ihtiyacın var
WILLY: Meteliksizim Charley meteliksiz ne yapacağımı bilmiyorum az önce kovuldum
CHARLEY: Howard seni kovdu mu?
WILLY: Şu yeniyetme! Düşünebiliyor musun? İsmini ben koymuştum. Ona Howard ismini ben koymuştum.
CHARLEY: Willy bunların onlar için anlam ifade etmediğini ne zaman anlayacaksın? Ona Howard ismini sen koydun ama bunu satamazsın. Bu dünyada sahip olduğun tek şey satabildiğin şeylerdir. Ve işin komiği sen bir satıcısın ama bunu bilmiyorsun.
WILLY: Ben hep tam tersini düşünürdüm. Ben hep eğer bir adam etkileyici ise ve seviliyorsa, hiçbir şey...
CHARLEY: Herkes seni sevmek zorunda mı ? J. P. Morgan'ı kim seviyor? Etkileyici bir adam mı? Türk hamamında görsen kasaba benziyor dersin. Ama parası sayesinde seviliyor. Kimse benim sana aşık olduğumu söyleyemez ama sana bir iş vereceğim çünkü kahretsin bunu istiyorum. Şimdi ne diyeceksin?
WILLY: Ben, senin için çalışamam Charley.
CHARLEY: Niye beni kıskanıyor musun?
WILLY: Sebebini sorma senin için çalışamam
CHARLEY: Hayatın boyunca beni kıskandın kahrolası aptal. Al sigortanı öde
WILLY: Çok sıkı hesap tutarım
CHARLEY: Yapacak işlerim var, kendine iyi bak, sigortanı da öde.
WILLY: Biliyor musun ne komik, tüm o karayollarından, trenlerden, randevulardan ve yıllardan sonra yaşarken değil ölüyken değerli hale geliyorsun.
CHARLEY: Willy kimse değersiz değildir, ne dediğimi duydun mu?
CHARLEY: Willy
WILLY: Bernard'ı görürsen benim yerime ondan özür dile. Onunla tartışmak istemedim, o iyi bir çocuk, hepsi iyi çocuklar ve hepsi sonunda iyi yerlere varacaklar. Bir gün hep birlikte tenis oynayacaklar. Bana şans dile Charley. Bugün Bill Oliver'le görüşecek.
CHARLEY: İyi şanslar
WILLY: Charley sen sahip olduğum tek dostsun. Bu şaşırtıcı değil mi?
CHARLEY: Tanrı'm
(Sahnede kırmızı bir ışık yanar, genç bir garson olan Stanley, bir masa, Happy de iki sandalyeyi taşımaktadır)
STANLEY: Tamam bay Loman, ben hallederim.
HAPPY: Hah böyle daha iyi
STANLEY: Elbette burada tüm hengamenin ortasındasınız, ne zaman bir parti verirseniz bay Loman bana söyleyin, sizi buraya oturturum. Çoğu müşteri mahremiyet sevmiyor, dışarı çıkınca etraflarında hareket görmek istiyorlar çünkü evde oturmaktan yorgun ve bıkkın oluyorlar. Ama ben sizin Hackensack'lı olmadığınızı biliyorum. Anladınız siz onu.
HAPPY: Nasıl gidiyor Stanley?
STANLEY: Ah eşek gibi çalışıyorum, keşke savaşta beni askere alsalardı. Şimdiye ölmüş olurdum.
HAPPY: Abim geri geldi
STANLEY: A, Uzak Batıdan geri geldi ha
HAPPY: Evet abim büyük bir sığırtmaçtır, ona göre davran, babam da geliyor
STANLEY: A, baban da mı?
HAPPY: Güzel bir çift istakozun var mı?
STANLEY: Hem de yüzde yüz.
HAPPY: Kıskaçları da olsun
STANLEY: Merak etme sana fare yedirmem, başlangıç olarak şaraba ne dersin?
HAPPY: Hayır, hatırladın mı Stanley, sana uzak denizlerden getirdiğim tarif, içinde şampanya vardı.
STANLEY: A hatırladım tabii, hala mutfakta duruyor, ama bu pahalıya mal olur
HAPPY: Olsun.
STANLEY: Piyango mu vurdu?
HAPPY: Hayır küçük bir kutlama, abim bugün büyük bir iş alacak, birlikte iş yapacağız.
STANLEY: Harika, bu çok iyi aile şirketi yani. En iyisi
HAPPY: Ben de öyle düşünüyorum
STANLEY: Çünkü farkı ne? Birisi çalarsa, ailenin içindendir, ne demek istediğimi anladın mı? Buradaki barmen gibi, patron çıldırıyor kasadan para aşırıyor
HAPPY: Şştt
STANLEY: Ne
HAPPY: Sola veya sağa bakmadığımı farkettin mi?
STANLEY: Hayır
HAPPY: Ve gözlerim kapalı
STANLEY: Ne demek
HAPPY: Tatlı geliyor
(Kürkler içinde, takmış takıştırmış bir kız gelip yan masaya oturur)
STANLEY: Nereden bildin
HAPPY: Bir radar ya da benzer bir şeyim var, oooooo Stanley
STANLEY: Sanırım bu sizin içim bay Loman
HAPPY: Şu ağza bak ya dürbünler, ona hizmet et
STANLEY: Menü ister misiniz madam
KIZ: Birini bekliyordum ama
HAPPY: Onu neden buraya getirmiyorsun, affedersiniz hanımefendi ben şampanya satıyorum ve markamızı denemenizi isterim ona şampanya getir Stanley
KIZ: Ne hoşsunuz
HAPPY: Önemli değil parasını şirket ödüyor
KIZ: Satmak için harika bir ürün değil mi
HAPPY: Her şey gibi, satış satıştır
KIZ: Galiba öyle
HAPPY: Siz satıcı değilsiniz değil mi
KIZ: Hayır satıcı değilim
HAPPY: Bir yabancının komplimanına kızmazsınız değil mi, acaba model filan mısınız?
KIZ: İdim
HAPPY: Ne demiştim Stanley modelmiş
STANLEY:  Belli belli
HAPPY: Hangi dergi
KIZ: Bir sürü dergi. (içkiyi alır) teşekkürler
HAPPY: Bilirsiniz Fransızlar şöyle der “Şampanya cildin içkisidir” merhaba Biff.
BIFF: Merhaba üzgünüm geciktim
HAPPY: Yeni gelmiştim e, bayan...
KIZ : Forsythe
HAPPY: Bayan Forsythe bu abim
BIFF: Babam geldi mi?
HAPPY: İsmi Biff duymuşsunuzdur büyük bir futbolcudur
KIZ: Öyle mi hangi takım
HAPPY: Futbolla ilgilenir misiniz
KIZ: Korkarım hayır
HAPPY: Biff New York Gianats'da oyuncudur
KIZ: Çok güzel
HAPPY: Sağlığına
KIZ: Tanıştığımıza memnun oldum
HAPPY: İsmim aslında Harold ama bana Happy, Hap derler.
KIZ: Anladım nasılsınız
BIFF: Babam gelmiyor mu?
HAPPY: Bu kızı istiyor musun
BIFF: Asla yapamam
HAPPY: Bu fikrin aklından bile geçmediği günleri hatırlıyorum eski kendine güvenin nereye gitti Biff
BIFF: Az önce Oliver'i gördüm
HAPPY: Bekle bir dakika eski kendine güvenini görmek istiyorum bu kızı istiyor musun? Dünden hazır.
BIFF: ah hayır
HAPPY: Söyledim sana izle, tatlım meşgul müsün?
KIZ: Şey evet ama bir telefon görüşmesi yapabilirim
HAPPY: Görüş tatlım, bir arkadaş bulabilecek misin bak bakalım, biz bir süre burada olacağız, Biff ülkedeki en ünlü futbolculardandır
KIZ: Şey sizinle tanıştığıma çok memnun oldum
HAPPY: Çabuk gel
KIZ: Çalışırım
HAPPY: Çalışma hayatım çok çalış
HAPPY: Yazık değil mi? Böyle güzel bir kız. İşte bu yüzden evlenmiyorum, böyle güzelini binde bir bulamazsın, New York bunlarla dolu
BIFF: Bak Hap
HAPPY: Hazır olduğunu söylemiştim
BIFF: Keser misin bir şey anlatmaya çalışıyorum
HAPPY: Oliver'i gördün mü?
BIFF: Sen delirdin mi? Aklın başından gitmiş
HAPPY: Niye ne oldu
BIFF: Bugün korkunç bir şey yaptım, hayatımın en tuhaf günüydü, yemin ederim şaşkınım
HAPPY: Seni görmediğini mi söylemek istiyorsun
BIFF: Onu görmek için tam altı saat bekledim. Bütün gün. İsmimi bıraktım. Sekreterine çıkma teklif bile etmeye çalıştım ama işe yaramadı
HAPPY: Çünkü eski kendine güvenin yok Biff, seni hatırladı değil mi
BIFF: Nihayet saat 5'te odasından çıktı, kim olduğumu hatırlamadı, kendimi aptal gibi hissettim
HAPPY: Benim Florida fikrimi anlattın mı?
BIFF: Çekti gitti. Bir dakika gördüm. Öyle delirdim ki, ortalığı yıkabilirdim. Orada bir satıcı olduğum fikrine nasıl da kapılmışım. Kendimi de onun satıcısı olduğu fikrine inandırdım Bana şöyle bir baktı. Tüm hayatımın nasıl gülünç bir yalan olduğunu anladım. Onbeş yıldır bir hayalle yaşıyormuşum. Ben sevkiyat elemanıydım.
HAPPY: Ne yaptın
BIFF: O çıktı, sekreteri de çıktı. Bekleme odasında tek başıma kaldım. Bana ne olduğunu bilmiyorum bildiğim tek şey sonra onun ofisindeydim, lambri duvarlar, her şey, anlatamıyorum, onun dolmakalemini aldım
HAPPY: Seni yakaladı mı
BIFF: Koştum, onbir kat aşağı koştum, koştum, koştum
HAPPY: Bu çok aptalca niye böyle yaptın
BIFF: Bilmiyorum sadece bir şey almak istedim bana yardım et Hap, babama söylemem lazım
HAPPY: Delirdin mi niye
BIFF: Babam benim borç para verilecek biri olmadığımı anlamalı. Yıllardır ona  kin tuttuğumu düşünüyor ve bu onu yiyip bitiriyor
HAPPY: Ona güzel bir şeyler söyle
BIFF: Yapamam
HAPPY: Oliver ile yarın öğle yemeğinde buluşacağını söyle
BIFF: Yarın ne yapayım
HAPPY: Yarın evden gider, akşam gelirsin, Oliver'in bu işi düşüneceğini söylersin, iki hafta kadar düşünmüş olur, yavaş yavaş unutulur gider
BIFF: Bu ömür boyu sürer gider
HAPPY: Hiçbir şey babamı bir şeyleri beklemek kadar mutlu etmez
(Willy içeri girer)
HAPPY: Merhaba oymak başı.
WILLY: Buraya gelmeyeli yıllar olmuş
HAPPY: Stanley
BIFF: Otur baba içki ister misin
WILLY: Elbette..fena olmaz
BIFF: Hadi ıslatalım.
WILLY: Endişeli görünüyorsun
BIFF: Yoo...Scotch olsun, hepimize duble viski
STANLEY: Duble mi tamam
WILLY: Çoktan bir duble içmişsin
BIFF: Bir duble evet
WILLY: Ne oldu evlat her şey yolunda mıydı
BIFF: Bu gün bir tecrübe edindim dostum
HAPPY: Müthiş baba
WILLY: Öyle mi ne oldu
BIFF: Her şeyi baştan sona anlatacağım, tuhaf bir gündü onu epey bekledim
WILLY: Oliver mi?
BIFF: Ya Oliver, tüm gün beklerken gerçeğin soğuk yüzü, hayatım hakkındaki gerçekler çarptı yüzüme, kim benim Oliver'in satıcısı olduğumu söyledi ben sevkiyat elemanıydım
WILLY: Ama aslında
BIFF: İlk kim söyledi bilmiyorum ama hiçbir zaman Oliver'in satıcısı değildim
WILLY: Ne demek istiyorsun
BIFF: Bu gece gerçekleri göğüsleyelim baba, saçmalayarak bir yere varamayız ben sevkiyat elemanıydım
WILLY: Pekala şimdi beni dinle
BIFF: Niye bitirmeme izin vermiyorsun
WILLY: Geçmişle ilgili hikayeler ya da böyle şeyler beni ilgilendirmiyor çünkü olanlar oldu, bugün kovuldum
BIFF: Nasıl olur?
WILLY: Kovuldum ve annene söyleyecek güzel bir şeylerim olması lazım, çünkü bu kadın bekledi, çile çekti, artık aklımda ona anlatacak bir hikaye kalmadı, o yüzden bana gerçeklerle ilgili nutuk atma Biff, şimdi bana ne diyeceksin
WILLY: Oliver'i gördün mü
BIFF: Tanrı'm baba
WILLY: Oraya gitmedin mi
HAPPY: Elbette gitmiş
BIFF: Gittim onu gördüm seni nasıl kovabilirler
WILLY: Seni nasıl karşıladı
BIFF: Komisyonla çalışmana bile razı gelmediler mi?
WILLY: Kovuldum, söylesene seni iyi karşıladı mı?
HAPPY: Elbette baba elbette
BIFF: Bir çeşit şeydi...
WILLY: Seni hatırlayacak mı diye endişeleniyordum düşünsene adam seni on, oniki yıl görmüyor ve güzel karşılıyor
HAPPY: Doğru
BIFF: Bak baba
WILLY: Seni neden hatırladığını biliyor musun çünkü vaktiyle onun üzerinde iyi bir izlenim bıraktın
BIFF: Sakin sakin konuşalım ve gerçeklere gelelim ha
WILLY: Eee neler oldu haberler iyi mi seni ofisinde mi kabul etti bekleme odasında mı görüştünüz
BIFF: Şey geldi, baktı ve
WILLY: Ne dedi bahse girerim elini omzuna koymuştur
BIFF: Şey
WILLY: O iyi bir adam, esaslı adam
HAPPY: Biliyorum
WILLY: İçkiyi orada mı içtiniz
BIFF: Evet bana bir...hayır, hayır, hayır
HAPPY: Ona Florida fikrimi anlatmış
WILLY: Sözümüzü kesme Florida fikrine ne dedi
BIFF: Baba açıklamam için bir dakika verir misin
WILLY: Masaya oturduğumdan beri açıklamanı bekliyorum ne oldu seni ofisine kabul etti ve
BIFF: Şey  ben konuştum, o dinledi ve
WILLY: İnsanı dinlemek konusunda ünlüdür ne cevap verdi
BIFF: Cevabı şu oldu  baba anlatmak istediğimi anlattırmıyorsun
WILLY: Onu görmedin değil mi
BIFF: Gördüm
WILLY: Onu rencide mi ettin öyle bir şey mi yaptın
BIFF: Anlattıracak mısın bitireyim
WILLY: Ne oldu anlat
BIFF: Onunla konuşamadım!
(Sahne yeşil ışıklarla aydınlanır, Bernard'ın gençliği kapıya gelir)
GENÇ BERNARD: Bayan Loman, Bayan Loman
HAPPY: Ona ne olduğunu söyle
BIFF: Kapa çeneni ve beni rahat bırak
WILLY: Hayır hayır gitmek zorundasın ve matematikten çakmalısın
BIFF: Ne matematik mi? Neden söz ediyorsun
GENÇ BERNARD: Bayan Loman Bayan Loman
WILLY: Matematik, matematik, matematik
BIFF: Sakin ol baba
GENÇ BERNARD: Bayan Loman
WILLY: Eğer sınıfta kalmasaydın şimdi yola çıkmıştın
BIFF: Bak sana ne olduğunu anlatacağım ve sen de beni dinleyeceksin
GENÇ BERNARD: Bayan Loman
BIFF: Altı saat bekledim
HAPPY: Ne diyorsun
BIFF: Beklediğimi birkaç kez söylediler ama beni görmedi. Sonunda
GENÇ BERNARD: Biff matematikten çaktı
LINDA: Hayır
GENÇ BERNARD: Hoca onu bıraktı, mezun olamayacak
LINDA: Ama mezun etmek zorundalar, üniversiteye gitmek zorunda nerede o Biff Biff
GENÇ BERNARD: Yok gitti Grand Central'e gitti
LINDA: Yani Boston'a mı gitti diyorsun
GENÇ BERNARD: Willy amca Boston'da mı
LINDA: Ah belki Willy hocasıyla konuşur zavallı çocuk zavallı çocuk
BIFF: Ben de Oliver'den vazgeçtim, anladın mı beni dinliyor musun
WILLY: Evet tabii eğer çakmasaydın
BIFF: Çakmak mı ne diyorsun
WILLY: Her şeyin kabahatini bana yükleme matematikten ben kalmadım!Sen kaldın! Bu dolmakalem ne?
HAPPY: Bu çok salakça Biff, böyle bir dolmakalemin değeri
WILLY: Oliver'in dolmakalemini mi aldın?
BIFF: Baba az önce açıkladım
WILLY: Oliver'in dolmakalemini çaldın
BIFF: Çalmadım sana anlatmaya çalışıyorum
HAPPY: Adamın elindeymiş Oliver çıkıp gidince sinirlenmiş ve kalemi cebine atmış
WILLY: Tanrı'm Biff
BIFF: Yapmak istemedim baba
TELEFON SANTRALİ: Standish Arms oteli günaydın
WILLY: Odamda değilim
BIFF: Baba mesele nedir
SANTRAL: Bay Loman telefonunuz çalıyor
WILLY: Ben orada değilim kapat
BIFF: Baba halledeceğim halledeceğim otur şimdi
WILLY: Hayır sen bir işe yaramazsın, senden ne köy olur, ne kasaba.
BIFF: Yararım baba, başka bir iş bulacağım şimdi merak etme hiçbir şeyi, benimle konuş baba
SANTRAL: Bay Loman cevap vermiyor anons ettireyim mi?
WILLY: Hayır hayır hayır
HAPPY: Bir şey başaracak baba
WILLY: Hayır hayır
BIFF: Baba dinle, dinle beni sana iyi bir şey söylüyorum Oliver ortağına Florida işinden sözetmiş, o da bana geldi, iyi olacağım, dinle baba sadece miktar meselesinin kaldığını söyledi
WILLY: O halde yaptın
HAPPY: Müthiş olacak baba
WILLY: O halde başardın işi aldın
BIFF: Hayır baba yarın onunla öğle yemeği yiyeceğim hala bir izlenim bırakabilirim iyi bir şeyler yapabilirim ama yarın gidemem
WILLY: Niye
BIFF: Ya dolmakalem
WILLY: Ona geri ver, yanlışlık olduğunu söylersin
HAPPY: Tabii yemek yarın
BIFF: Bunu söyleyemem
WILLY: Çapraz bulmaca yapıyordun ve kazara onun kalemini kullandın
BIFF:  Onun kalemiyle içeri giremem, onunla yüzleşemem başka bir şey deneyeceğim
ANONS: Bay Loman aranıyor
WILLY: Adam olmak istemiyor musun
BIFF: Baba nasıl geri dönebilirim
WILLY: Adam olmak istemiyorsun sebep bu
BIFF: Böyle söyleme. Yaptığım şeyden sonra onun ofisine girmemin kolay olduğunu sanıyorsun, kimse beni o ofise götüremez.
WILLY: O zaman niye gittin
BIFF: Neden mi gittim? Kendine bak ne hale geldiğine bak
WILLY: Yarın o öğle yemeğine gidiyorsun yoksa
BIFF: Gidemem randevum yok
HAPPY: Biff
WILLY: Bana inat mı yapıyorsun?
BIFF: Böyle alma
WILLY: Seni kokuşmuş yavşak, inadına mı yapıyorsun?
KADIN: Willy kapıda biri var
BIFF: İyi değilim  ne olduğumu görmüyor musun
HAPPY: Hey bir lokantadasınız ikiniz de kesin artık merhaba kızlar oturun
BAYAN FORSYTHE: Sanırım otursak iyi olur. Bu Letta
KADIN: Willy uyanacak mısın?
BIFF: Nasılsınız bayan oturun ne içersiniz
BAYAN FORSYTHE: Letta fazla kalamaz
LETTA: Sabah çok erken kalkmalıyım, jüride görevliyim, çok heyecanlıyım sizler hiç jüride bulundunuz mu?
BIFF: Hayır ama jüri önüne çıktım bu benim babam
LETTA: Çok tatlı bizimle otur baba
HAPPY: Babamı oturtsana Biff
BIFF: Gelsene boksör, bizimle masanın altında içki iç, hadi otur baba
KADIN: Willy kapıya bakacak mısın?
BIFF: Nereye gidiyorsun?
WILLY: Kapıyı aç
BIFF: Kapı mı?
WILLY: Tuvalet nerede
BIFF: Alt katta
KADIN: Willy Willy kalkacak mısın
LETTA: Yanında babanı da getirmen çok şeker
BAYAN FORSYTHE: Gerçekten baban değil değil mi?
BIFF: Bayan Forsythe az önce bir prens gördünüz, kederli, iyi bir prens, çok çalışkan, takdir edilmemiş bir prens, iyi bir dost. Anladınız mı oğulları için daima iyi bir dost.
LETTA: Çok tatlı
HAPPY: E kızlar programınız nedir, vakit kaybediyoruz, hadi Biff, nereye gitmek istersin
BIFF: Niye onun için bir şey yapmıyorsun
HAPPY: Ben mi?
BIFF: Ona metelik vermiyor musun Hap?
HAPPY: Sen ne diyorsun bir tek ben
BIFF: Seziyorum ona metelik vermiyorsun, Tanrı aşkına bak bodrumda ne buldum, (cebinden bükülmüş kabloyu çıkartıp masanın üzerine koyar) bunun olmasına nasıl izin verirsin?
HAPPY: Ben mi? Kim evden gitti? Kim kaçtı?
BIFF: Evet ama babam senin için bir şey ifade etmiyor ona yardım edebilirdin ben edemem ne diyorum anlamıyor musun kendini öldürecek
HAPPY: Bilmiyor muyum ben
BIFF: Ona yardım et ona yardım et Allahaşkına yüzüne bile bakmaya dayanamıyorum
HAPPY: Nereye gidiyorsun
BAYAN FORSYTHE: Niye böyle delirdi
HAPPY: Hadi kızlar ona yetişelim
BAYAN FORSYTHE: Bu asabiyetini sevmedim
HAPPY: Sadece biraz sinirleri bozuldu iyi olur
WILLY: Cevap verme cevap verme
LETTA: Babana söylemek istemiyor musun
HAPPY: Hayır o babam değil, sadece bir ahbap, gel Biff'e yetişelim tatlım şehrin altını üstüne getireceğiz Stanley hesabı getir
STANLEY: Bay Loman Bay Loman
WILLY: Gülmeyi kesecek misin sus
KADIN: Kapıya bakmayacak mısın, tüm oteli ayağa kaldıracak
WILLY: Hayır kimseyi beklemiyorum
KADIN: Niye bir bardak içki daha almıyorsun tatlım ve bu kadar bencil olmayı bırak
WILLY Çok yalnızım
KADIN: Biliyor musun beni üzüyorsun Willy, ne zaman ofise gelsen dosdoğru müşterilerin yanına gidiyorsun, benim masamda hiç beklemiyorsun
WILLY: Bunu sen mi söylüyorsun
KADIN: Ya sen çok bencilsin, niye üzgünsün, gördüğüm en üzgün, en bencil ruhsun, içeri gel trampetçi çocuk, gecenin yarısında giyinmek çok tuhaf  kapıya bakmayacak mısın
WILLY: Yanlış kapıyı çalıyorlar
KADIN: Ama ben sesi duydum, ve kapıdaki seslerimizi duydu, belki otel yanıyordur
WILLY: Yanlıştır
KADIN: O zaman gitmesini söyle
WILLY: Kapıda kimse yok
KADIN: Asabımı bozuyor Willy, orada birisi var ve sinirlerim bozuluyor
WILLY: O zaman banyoya git dışarı çıkma sanırım Massachusets'de bunun için bir kanun var, dışarı çıkma, yeni otel katibidir, dışarı gelme, yanlışlık olmalı yangın filan yok
BIFF: Neden cevap vermedin
WILLY: Boston'da ne işin var
BIFF: Niye cevap vermedin beş dakikadır kapıyı vuruyorum sana telefon ettim
WILLY: Seni yeni duydum banyodaydım ve kapı kapalıydı evde bir şey mi oldu
BIFF: Baba seni yarıyolda bıraktım
WILLY: Ne demek istiyorsun
BIFF: Baba
WILLY: Biffo mesele nedir gel aşağı inelim bir şey iç
BIFF: Matematikten sınıfta kaldım baba.
WILLY: Bu dönem mi?
BIFF: Mezun olacak notum yok
WILLY: Bernard sana cevapları vermedi mi diyorsun
BIFF: Verdi gayret etti ama ancak altmış bir aldım
WILLY: Dört puan daha vermediler mi
BIFF: Hoca kabul etmedi, ona yalvardım ama vermedi, okul kapanmadan hocayla konuşmalısın baba, senin gibi nazik bir adamı görürse, onun ağzından girer burnundan çıkarsan eminim beni geçirir, dersler tam idmanlara denk geldi çok çalışamadım, onunla konuşur musun baba, senin ağzın iyi laf yapar, seni sevecektir.
WILLY: Tamam geri dönüyoruz
BIFF: Ah baba harika eminim senin için notumu değiştirir
WILLY: Aşağı in ve otel katibine çıkış yapacağımızı söyle hemen in
BIFF: Tamam efendim. Sebebi benden nefret ediyor bir gün derse gecikmişti ben de tahtaya kalkıp onun taklidini yapmıştım gözlerimi şaşı yaptım
WILLY: Yaptın mı? çocuklar beğendi mi?
BIFF: Gülmekten öleceklerdi
WILLY: Nasıl yaptın?
BIFF: Altmısın kaye kökü ...ve tam o sırada içeri girdi
WILLY: Çabuk aşağı in
BIFF: İçeride biri mi var
WILLY: Hayır bitişik odada parti veriyorlar
KADIN: Gelebilir miyim, küvette bir şey var Willy, ve kımıldıyor
WILLY: Odana gitsen iyi olur artık boyayı bitirmişlerdir odasını boyuyorlar da ben de onun burada duş almasına izin verdim, dışarı çık, dışarı çık.
KADIN: Ama giyinmem lazım Willy
WILLY: Git buradan çık, bu Bayan Francis Biff, bir müşterim, odasını boyuyorlar , dışarı çıkın Bayan Francis.
KADIN: Ama giysilerim çıplak dışarı çıkamam
WILLY: Git buradan çık dışarı çık dışarı
KADIN: Çoraplarım nerede çorap alacağına söz vermiştin Willy
WILLY: Bende çorap yok
KADIN: İki kutu söz vermiştin ve onları istiyorum
WILLY: Tanrı aşkına odadan çıkacak mısın
KADIN: Umarım dışarıda kimse yoktur futbol mu basket mi oynuyorsun
BIFF: Futbol
KADIN: Ben de öyle iyi geceler
WILLY: Şey, gitsek iyi olur, yarın sabah ilk iş okuluna gideceğim. Gardroptan giysilerimi çıkart, bavulumu alayım, mesele nedir! O kadın bir müşteri! J. H. Simmons firmasının alıcısı. Alt katta oturuyor, odasını boyuyorlar, malları odasında tutuyor, pekala bavulları al, ağlamayı kes dediğimi yap, sana bir emir verdim Biff, nasıl ağlarsın! Bak Biff büyüdüğün zaman bu tür şeyleri anlayacaksın böyle şeyleri çok büyütmemelisin  sabah ilk iş öğretmenini görmek olacak
BIFF: Umurumda değil
WILLY: Umurunda değil! Seni geçirecek notları verecek bunu yapacağım
BIFF: Seni dinlemez
WILLY: Elbette dinleyecek, Virginia üniversitesine gitmek için o notlara ihtiyacın var
BIFF: Oraya gitmeyeceğim
WILLY: Eğer notları vermezse yaz okuluna gidersin, tüm yaz boyunca...
BIFF: Baba
WILLY: Oğlum
BIFF: Baba
WILLY: O kadın benim için hiç önemi yok Biff, yalnızdım, çok yalnız
BIFF: Ona annemin çoraplarını verdin
WILLY: Sana bir emir verdim
BIFF: Dokunma bana yalancı
WILLY: Özür dilerim
BIFF: Sen bir numaracısını, numaracı
WILLY: Sana bir emir verdim Biff buraya gel yoksa seni döverim gel buraya yoksa döveceğim
STANLEY: Hey toplayalım, toplayalım, senin oğlanlar sürtüklerle gittiler, evde görüşürüz dediler
WILLY: Ama bu akşam yemek yiyecektik
STANLEY: Gidebilecek misin
WILLY: Elbette, şey nasıl görünüyorum
STANLEY: İyisin
WILLY: Al bir dolar
STANLEY: Ah oğlun hesabı ödedi.
WILLY: Yok al, sen iyi bir çocuksun
STANLEY: Yok gerek yok
WILLY: AL al biraz daha vereyim artık ihtiyacım yok, söylesene buralarda tohum satan dükkan var mı?
STANLEY: Tohum mu? Çiçek ekmek için mi
WILLY: Evet havuç, fasulye
STANLEY: Altıncı caddede bir market var ama şimdi kapanmış olabilir
WILLY: Acele etsem iyi olacak biraz tohum götürmem lazım hiçbir şey ekilmemiş toprakta hiçbir şey yok
( Willy aceleyle çıkar, diğer garson Willy'ye bakıyordur.)
STANLEY: Şey neye bakıyorsun
(Garson sandalyeleri, Stanley de masayı alır, ışıklar kararır, ışık mutfağı aydınlatır, Happy ve Biff gelirler. Happy'nin elinde bir demet gül vardır, annesine bakmaktadır, 'galiba burada değil' der, Linda içeridedir, Willy'nin ceketi kucağındadır, kalkıp Happy'nin yanına gelir)
HAPPY: Hey ne yapıyorsun? Babam nerede? Uyuyor mu?
LINDA: Neredeydiniz?
HAPPY: İki kızla tanıştık anne, çok iyi tiplerdi bak sana çiçek aldık, odana koyarsın anne
(Linda çiçekleri yere fırlatır)
HAPPY: Bunu neden yaptın anne sana çiçek getirdim
LINDA: Baban yaşıyor mu ölü mü umurunda değil
HAPPY: Yukarı çıkalım Biff
BIFF: Benden uzak dur. Ne demek istiyorsun, ölmek yaşamak, kimse ölmüyor
LINDA: Gözümün önünden defolun
BIFF: Patronu görmek istiyorum
LINDA: Onun yanına gitmeyeceksin
BIFF: Nerede o?
LINDA: Onu yemeğe davet ettin, bütün gün bunu bekledi ve onu orada tek başına bıraktınız, bunu bir yabancıya yapmazdı.
HAPPY: Niye? Bizimle iyi vakit geçirdi, onu orada bıraktım diye umarım ondan uzun yaşamam
LINDA: Defol git
HAPPY: Bak anne
LINDA: Bu gece kadınlarla gitmek zorunda mıydın? Sen ve uyuz fahişelerin
HAPPY: Anne tüm yaptığımız Biff'i neşelendirmekti, ne geceydi oğlum!
LINDA: İkiniz de defolun ve geri dönmeyin ona daha fazla acı çektirmenizi istemiyorum git eşyalarını topla onun dairesinde oturabilirsin şu çiçekleri de toplayın ben hizmetçiniz değilim
LINDA: İkiniz de hayvansınız hiçbir insan lokantada bu yaptığınız zalimliği yapmaz
BIFF: Sana böyle mi söyledi
LINDA: Bir şey söylemesine gerek kalmadı öyle küçük düşmüştü ki, geldiğinde topallıyordu
HAPPY: Ama anne bizimle çok iyi vakit geçirdi
BIFF: Kapat çeneni
LINDA: Gidip nasıl olduğuna bile bakmadınız
BIFF: Hayır bakmadım, hiçbir kahrolası şey yapmadım, onu tuvalette kendi kendine konuşurken bırakmak nedir
LINDA: Seni uyuz
BIFF: (çiçekleri çöp kutusuna atar) Şimdi onikiden vurdun, o pisliğin teki ve pisliğin tekine bakıyorsun
LINDA: Defol buradan
BIFF: Babamla konuşmak zorundayım nerede
LINDA: Onun yanına gitmiyorsunuz bu evden çık git
BIFF: Hayır seninle benim derhal onunla konuşmamız lazım
LINDA: Onunla konuşmayacaksın
LINDA: Lütfen onu rahat bırakır mısın
BIFF: Dışarıda ne yapıyor
LINDA: Bahçeye sebze ekiyor
BIFF: Aman Tanrı'm
(Willy elinde bir el feneri, kürek, tohum pakedi bahçededir)
WILLY: Havuçlar on santim arayla, tek sıra ekilecek, otuz santim, pancar, marul, nasıl bir teklif, müthiş, müthiş! Kadın çile çekiyor, kadın çile çekiyor Ben, beni anlıyor musun? Bir adam geldiği gibi gidemez..bir şeyler ilave etmeli, yapamazsın dikkate almalısın, hemen cevap verme, unutma bu yirmi bin dolar garantili bir sual,  bu işin girdisini çıktısını hesaplayalım. Senden başka konuşacak kimsem yok , kadın acı çekiyor
BEN: Teklifin nedir?
WILLY: Yirmi bin dolar peşin, garanti, yaldızlı çerçevede anladın mı
BEN: Kendini aptal durumuna düşürme, poliçeye ödül vermezler
WILLY: Nasıl reddederler ki? Primleri ödemek için eşek gibi çalışmadım mı? Şimdi tazminat vermiyorlar. Olur şey değil.
BEN: Bu korkakça bir şey olur William
WILLY: Neden olsun ömrümün sonuna kadar dibe vurmuş halde olmak daha mı cesurca
BEN: Konu bu William. Ve yirmi bin dolar insanın eliyle hissedebileceği bir şey
WILLY: Evet Ben işin güzelliği de burada. Karanlıkta parıldayan sert bir elmas gibi, görebiliyor dokunabiliyorum. Bir iş randevusu gibi değil. Bu önceki salakça görüşmeler gibi olmayacak. Bu her şeyi değiştirecek. Ben hiçbir şeyim, o da bana kin güdüyor. Ama cenaze. Cenaze görkemli olacak. Rhode Island, New Jersey, New York her şehirden gelecekler, yabancı plakalı arabalar dolacak. Ben tanınan birisiyim Ben, ve o da bunu gözleriyle görecek, ne olduğumu görecek Ben. Oğlan şoke olacak.
BEN: Senin bir korkak olduğunu söyleyecek
WILLY: Hayır bu korkunç olurdu
BEN: Ve kahrolası bir aptal
WILLY: Hayır öyle yapmamalı, öyle olmayacak
BEN: Senden nefret edecek William
WILLY: Ah Ben, eski güzel günlere nasıl geri dönebiliriz? Aydınlık, canyoldaşı olunan, kışın kızak kayılan, Biff'in pespembe yanaklı olduğu o günlere. Hep güzel bir haber gelirdi, hep önümüzde güzel şeyler olurdu. Bavulları taşımama müsaade etmezdi ve o kırmızı arabayı cilalar cilalardı. Ona vereceğim şey için neden benden nefret etsin?
BEN: Dur bi düşüneyim. Hala biraz vaktim var. İyi bir önerme ama kendini aptal yerine koydurmadığına emin olmalısın.
WILLY: Kahrolası tohumlar nerede? Burada hiçbir şey gözükmüyor. Hepsi çevreye saçılmış.
BIFF: Etrafta insanlar var farkında mısın
WILLY: Meşgulum beni rahatsız etme.
BIFF: İyi geceler baba bir daha buraya gelmeyeceğim
WILLY: Yarın Oliver'i görmeye gitmeyecek misin?
BIFF: Randevum yok baba
WILLY: Elini omzuna koydu ama randevun yok
BIFF: Baba anla artık, buradan her seferinde kavga döğüşle gittim, bugün kendimle ilgili bir şey farkettim ve sana da açıklamaya çalıştım, sanırım bunu senin anlamanı sağlayacak kadar akıllı değilim, kimin kabahati olduğu önemli değil, sadece konuşmayı bitirelim. Gel anneme de söyleyelim.
WILLY: Hayır anneni görmek istemiyorum.
BIFF: Hadi ama
WILLY: Hayır anneni görmek istemiyorum
BIFF: Neden onu görmek istemiyorsun?
WILLY: Beni rahatsız etme
BIFF: Onu görmek istemiyorum da ne demek? Korkak olduğunu mu düşünsünler? Bu senin hatan değil, benim hatam. Ben serseriyim. Şimdi içeri gel. Ne diyorum duyuyor musun?
LINDA: Ektin mi hayatım?
BIFF: Pekala gidiyorum ve bir daha mektup yazmayacağım.
LINDA: Bence en iyisi bu hayatım, bir arada geçinemiyorsunuz
BIFF: İnsanlar nerede olduğumu ve ne yaptığımı soruyorlar siz bilmiyorsunuz ve umurunuzda değil, bu şekilde bunlar aklınızdan çıkar ve yeniden kafanız rahat eder, oldu mu, bu her şeyi açıklar, bana şans dileyecek misin oymak başı, ne diyorsun
LINDA: El sıkışın hayatım
WILLY: O dolmakalem işinden sözetmeye değmez
BIFF: Randevum filan yok baba
WILLY: Elini omzuna koydu
BIFF: Baba benim ne olduğumu asla anlamayacaksın o yüzden ne diye tartışıyoruz eğer petrol bulursam sana çek gönderirim o arada yaşadığımı unut
WILLY: Görüyorsun inadına yapıyor.
BIFF: El sıkışalım baba
WILLY: Benim elim değil
BIFF: Böyle gitmek istemiyorum
WILLY: Böyle gidiyorsun Hoşça kal
WILLY: Bu evi terkedersen cehennemde yan
BIFF: Tam olarak benden ne istiyorsun
WILLY: Şunu bilmeni istiyorum ki, nereye gidersen git dağlarda, trende, vadilerde inadın yüzünden hayatını mahvedeceksin
BIFF: Hayır hayır
WILLY: İnat, inat. Senin bu yaptığına inat denir. Ve işsiz parasız kalınca bu dediğimi hatırla. Tren yollarının kenarlarında bitik yatarken hatırla ve bana kabahat bulma.
BIFF: Sana kabahat bulmuyorum
WILLY: Bu suçu üstüme almayacağım
BIFF: Ben de bunu söylüyorum
WILLY: Bağrıma bıçak saplıyorsun
BIFF: Pekala numaracı o zaman açık konuşalım
HAPPY: Sen delisin
LINDA: Biff
BIFF: Elleme
WILLY: Bu nesi?
BIFF: Ne olduğunu sen çok iyi biliyorsun
WILLY: Daha önce görmedim
BIFF: Gördün, bunu bodruma fare getirmedi, ne düşünüyordun kahraman mı olacaktın senin için üzülecek miydim?
WILLY: Hiç görmedim
BIFF: Sana merhamet yok duyuyor musun merhamet yok
WILLY: İnadı görüyor musun?
BIFF: Şimdi gerçeği duyacaksın, sen nesin ve ben neyim
LINDA: Sus
WILLY: İnat
HAPPY: Kes artık
BIFF: Bu adam kim olduğumuzu bilmiyor şimdi bilecek, bu evde on dakika bile gerçeği söylemedik
HAPPY: Her zaman gerçeği söyledik
BIFF: Sen büyük adam! Müşteri asistanı mısın? Asistanın iki yardımcısından birisin. Öyle değil mi?
HAPPY: Pratik olarak
BIFF: Pratik olarak öylesin. Hepimiz öyleyiz. Ve ben bundan bıktım. Şimdi dinle Willy ben buyum.
WILLY: Seni biliyorum
BIFF: Üç aydır neden adresim olmadığını biliyor muydun? Kansas City'de bir takım elbise çaldım ve hapisteydim. (ağlayan annesine döner)Kes ağlamayı.
WILLY: Sanırım bu benim suçum
BIFF: Liseden beri girdiğim her iyi işten atıldım.
WILLY: Bu kimin suçu
BIFF: Ve hiçbir şey başaramadım çünkü sen bana o kadar gaz verdin, pohpohladın ki, kimseden emir almaya tahammül edemedim.
WILLY: Duydum
LINDA: Yapma Biff
BIFF: Bunu duyman lazım, iki haftada patron olacaktım, büyük iş yapacaktım. Gına geldi.
WILLY: O zaman as kendini, inadın için as
BIFF: Hayır kimse kendini asmayacak Willy. Bugün elimde bir dolmakalem koşarak onbir kat merdiven indim ve birden durdum. Ve ofisin içinde birdenbire gökyüzünü gördüm. Bu dünyada sevdiğim şeyleri gördüm. Çalışmak, yemek yemek, oturup sigara içmek ve kaleme baktım, ne diye aldığımı sordum, ne diye olmak istemediğim bir şey olmaya çalışıyorum dedim, bir ofiste ne işim var dedim, kendimi aptal yerine koydurmaktan başka, tüm istediğim açık havada olmak, bunu dediğim anda kim olduğumu anlamıştım. Bunu niye söyleyemeyeceğim Willy.
WILLY: Senin için hayat dışarıda.
BIFF: Baba sen de ben de beş kuruş etmeyiz.
WILLY: Ben öyle değilim Ben Willy Loman'ım ve sen Biff Loman'sın
BIFF: Ben lider değilim, sen de değilsin. Sen de diğerleri gibi çok çalışıp sonunda çöplüğe atılanlardansın. Ben günde yarım dolara çalışıyorum. Yedi eyalete gittim ve daha fazlasını bulamadım. Anlıyor musun ne demek istediğimi? Eve artık ödüller, kupalar getiremem, sen de getirmemi artık bekleme.
WILLY: Seni kindar, inatçı pislik
BIFF: Baba ben hiçbir şey değilim, hiçbir şey değilim, inat filan yapmıyorum, neysem oyum o kadar.
WILLY: Ne yapıyorsun? Ne yapıyorsun? Niye ağlıyor?
BIFF: Tanrı aşkına gitmeme izin ver, bir şey olmadan şu boş hayalleri yakacak mısın? Sabaha gidiyorum. Babamı yatağına yatır.
WILLY: Bu şaşırtıcı değil lmi? Biff beni seviyor.
LINDA: Seni seviyor Willy
HAPPY: Her zaman sevdi baba
WILLY: Ağladı, bana ağladı, bu çocuk harika olacak
BEN: Evet arkasında yirmibin dolar olunca harika olacak
LINDA: Artık yat uyu Willy her şey halloldu.
WILLY: Evet uyuyalım artık hadi Hap yatmaya git
BEN: Balta girmemiş ormanı fethetmek için büyük adam olmalı.
HAPPY: Ben evleneceğim baba, unutma, her şeyi değiştireceğim, bu yıl bitmeden  bölümü yönetmeye başlayacağım, görürsün anne
BEN: Orman karanlık ama elmaslarla dolu Willy
LINDA: İyi ol, ikiniz de iyi çocuklarsınız hep böyle olun
HAPPY: İyi geceler baba
BEN: İnsan elmas bulmak için ormana girmeli
WILLY: Sadece oturmak istiyorum Linda bırak biraz yalnız kalayım
LINDA: Yukarı gelmeni istiyorum
WILLY: Birkaç dakkaya gelirim şu an uykum yok sen git korkunç yorgun görünüyorsun
BEN: İŞ görüşmesine benzemez elmas serttir ve dokunması zordur
WILLY: Git sen ben gelirim
LINDA: Sanırım tek yol bu Willy
WILLY: Kesinlikle en iyisi
BEN: EN iyi şey
WILLY: En iyisi her şey çok...yorgun görünüyorsun çocuk git yat
LINDA: Hemen yukarı gel
WILLY: İki dakika
WILLY: Beni seviyor, hep sevmiş, Ben bunu yaptığım için bana tapacak
BEN: Burası karanlık ama elmas dolu
WILLY: Cebinde yirmi bin dolarla nasıl muhteşem olacak düşünebiliyor musun?
LINDA: Willy yukarı gel
WILLY: Tamam tamam geliyorum çok akıllıca, anladın mı, anlamadın mı tatlım, Ben bile anladı. Gitmem lazım bebeğim baybay. Düşün, çek gelince Bernard'ın bile önüne geçecek.
BEN: Mükemmel bir öneri
WILLY: Nasıl ağladı gördün mü keşke onu öpebilseydim Ben
BEN: Zaman William zaman
WILLY: Ben şu veya bu şekilde Biff ile bir şeyler başaracağımızı biliyordum
BEN: Gemi kalkıyor. Geç kalıyoruz
WILLY: Oyun başladığında yetmiş metre koşmanı istiyorum evlat, ve topun altında sahanın sağ tarafında koş, topa vurduğunda alçaktan ve güçlü vur, çünkü bu önemli evlat, tribünlerde bir sürü önemli insan olacak, ve ilk iş ne olsun biliyor musun Ben neredeyim ben
LINDA: Geliyor musun Willy
WILLY: Şşttt şşttt
LINDA: Willy
LINDA: Willy cevap ver
(Arabanın çalışır, tam hız gitmektedir)
LINDA: Hayır
BIFF: (merdivenlere koşar)Baba
(Araba hızlanırken müzik tek bir çello yayından çıkan çılgın bir sesle yükselir, Biff yavaşça yatak odasına döner, o ve Happy kederle ceketlerini giyerler, Linda yavaşça odasından çıkar, müzik cenaze marşına dönüşür, her yer yapraklarla kaplanmıştır, siyah giyinmiş olan Charley ve Bernard mutfak kapısında belirir, Biff ve Happy yavaşça merdivenden inerler, Linda matem giysileri içinde elinde bir buket gülle mutfağa girerken herkes durur, Charley'in yanına gidip koluna girer, hepsi seyircilere doğru dönerler, Linda çömelir ve çiçekleri yere bırakır, hepsi mezara bakarlar.)

AĞIT

CHARLEY: Geç oluyor Linda.
(Linda cevap vermez mezara bakmaktadır)
BIFF: Anne biraz dinlensen iyi olacak, kapıyı kapatacaklar.
HAPPY: Bunu yapmaya hakkı yoktu, buna gerek yoktu, ona yardım edebilirdik. 
CHARLEY: Hmmm
BIFF: Hadi anne
LINDA: Niye kimse gelmedi?
CHARLEY: Güzel bir törendi.
LINDA: Ama tanıdığı tüm o insanlar neredeler? Belki onu suçluyorlardır.
CHARLEY: Hayır Linda bu dünya acımasız bir yer, onu suçlamıyorlar.
LINDA: Anlayamıyorum. Özellikle şu anda. Otuzbeş yılın ilk günlerinde özgür ve borçsuzduk. Sadece biraz maaşa ihtiyacı vardı. Diş hekimine bile gitmiyordu. 
CHARLEY: Kimsenin az maaşa ihtiyacı olmaz. 
LINDA: Anlayamıyorum.
BIFF: Çok güzel günlerimiz olmuştu. Seyahatten eve döndüğünde, pazar günleri verandayı düzenleyip, bodrumu bitirip, ilave bir banyo inşaa edip, garajı yaptığında, tüm bunlarda ömrünce yaptığı satışlardan çok daha fazlası vardı Charley.  
CHARLEY: Evet o eli, yüzü çimentoya bulanmış mutlu bir adamdı.
LINDA: Elinden iyi iş gelirdi.
BIFF: Yanlış hayalleri vardı. Hepsi, hepsi yanlış.
HAPPY: Öyle deme!
BIFF: Asla kim olduğunu bilmedi.
CHARLEY: Kimse bu adama kabahat yüklemesin. Anlamıyorsunuz: Willy bir satıcıydı ve bir satıcı için hayatın sonu yoktur. Willy somuna vidayı takmadı, size yasalardan sözetmedi, size ilaç vermedi. Willy, gemisi, yüzündeki gülümsemesi ve ayakkabısının cilası olan, maviliklerde yol alan bir kaptandı ve gülümsemesine karşılık alamayınca fırtınalar kopuyordu, o zaman şapkanda bir, iki delikle işi bitikti. Bir satıcının hayal kurması gerekir. 
BIFF: Charley kim olduğunu bilmiyordu.
HAPPY: Öyle söyleme!
BIFF: Neden benle gelmiyorsun Hap?
HAPPY: Ben bu kadar kolay yıkılmayacağım, bu şehirde kalacağım, bu faturayı ödeyeceğim! Loman Kardeşler!
BIFF: Ben kim olduğumu biliyorum çocuk.
HAPPY: Pekala, size ve herkese Willy Loman'ın boşu boşuna ölmediğini ispatlayacağım. Onun güzel bir hayali vardı. Sahip olunabilecek tek rüya: Bir numaralı adam olmak. Bunun için savaştı ve ben onun için bunu başaracağım.
BIFF: Hadi gidelim anne.
LINDA: Bir dakika sonra geliyorum, git Charley, hoşçakal deme şansım olmadı. 
LINDA: Ağlayamadığım için beni affet hayatım. Neden bilmiyorum, ağlayamıyorum. Bunu neden yaptın? Bana yardım et Willy, ağlayamıyorum. Bana sanki yine iş gezisine gitmişsin gibi geliyor. Seni beklemeye devam edeceğim. Willy, hayatım ağlayamıyorum. Bunu niye yaptın? Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, anlayamıyorum. Bugün evin son taksidini de ödedim. Bugün hayatım. Ve evde kimse olmayacak. Artık özgür ve borçsuzuz. Özgürüz, özgürüz, özgürüz.

YAZAN: ARTHUR MILLER
Çeviri: Müjde Dural
Orijinal metin: http://www.pelister.org/literature/ArthurMiller/Miller_Salesman.pdf